Skip to content

27 Kasım 2011

Akışkanlığın bilinçaltı

Hepimiz denizi ilk gördüğümüz anları hayal meyal hatırlarız. o ihtişamını, geniş bir kovada duran su kütlesini. o kovayı çocuk gözlerimizle ölçmeye çalışmışızdır.
Sonra nehirleri görürüz, ağaçları, yapraklarının yeşilliğini, bulutları…Herşey kendisine emredilenin aksine bir duruş sergilemeden, itaatin yüksek halleriyle yaşıyorlar. Huzurun istikrarda oluşunu haykırıyor kulaklarımıza tabiat. Orada bir detay var ki, istikrar itaatten geçiyor yaratıcıya.Bir kural var ki, biz dahi en fazla çehresini değiştirebiliyoruz tabiatın, zorlasanız özünü bozamıyorsunuz.Toprak hep var, su ve hava da…

Bağışlayın, cevabınızı duyamayacağımı bildiğim halde sormaktan alamıyorum kendimi ;hiç aklınızdan gördüklerinize dair ters umutlar geçti mi?
Nehrin akışının ters olacağına, denizin gökyüzünde, bulutların ayaklarınızın altında parça parça dolaşacağını düşündünüz mü hiç?
buna dair umut beslediniz mi?
Çabaladınız mı?
“Buna inanıyorum değişecek” dediniz mi?
çırpındınız mı bunun için?
üstelik hayatımızda ve bilincimizde bunun aptallık olduğunu bile bile…
Üzülerek ifade etmeliyim ki ben o aptallığı sürekli yaptım. Yeryüzünde, ruhuma umut vaad etmeyeceğini düşündüğüm/düşünülen insanların iyi bireyler olacağına inanıp zorladım. yanıldım ama yine umudum oldu, zorladım. Fakat ne yaptıysam olmadı.Sonra kendimde denedim, dostluklarımı yüzeyselden göz bakışı ile anlaşma seviyesine getirmeye, başarıyı sevmemeye, kazansam da kaybeden biri gibi görünmeye çalıştım, kariyerimi ve elde ettiklerimi tek hareketle yerle bir ettim. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir de aşık olmayacağım konusunda söz verdim. yalan yok, tuttum sözümü ha! En azından bu yaşıma kadar. üstelik karşılıklı ve kadirşinas bir düzey kovaladım.

Olmadı…

Deniz olduğu yerde kaldı, nehir yoluna devam etti, ağaçlar yine yeşil kaldı.
insanlar…
onlar tabiat kadar açık sözlü olamadılar. Onlar için bu hep taş kafalılık ve tekdüzelik olurdu. Onlar şüpheci, kararsız ve çeşitlere tutkularını sürdürerek yaşadılar. Biz insanların büyük başarı diye peşinden koştuğumuz şeyler, o maddeler, o kavramlar (üstelik sorulduğunda “bunlar benim için o kadar önemli değil” deriz), o tekdüzeliğin dip mahkumiyetleri… Yalnızca asıl başarının laboratuar malzemeleriymiş anladım. Bizler hep yanlış maddelerle yanlış deneyler yapıyoruz. Her sonuçlanan deneye başarılı diyoruz ama aradığımız bu değilmiş, tekrar mutsuz oluyoruz.Hatta şanssız olanlarımız abartıp Rabbimizin bize verdiği bu laboratuarı yerle bir ediyoruz.
Kariyerle umudu karıştırdık, bum!
Cümlelerle aşkı karıştırdık, bum!
bedel ile sevgiyi karıştırdık, bum!
ikram ile dostluğu karıştırdık, bum!
daha bir çok yanlış mazleme karışımı.
Huzur arayışı kadar büyük bir kanser yokken bünyemizde, kariyerimizi attık cam tüpümüze, servet kattık azıcık, zoraki evlilik, çoluk çocuk derken, ilacı bulduk! dedik ama nafile.Laboratuar patlamasa da, Koskoca kanser için, bir aspirin yaptık ki, “maliyeti getirisinden ağır usta!”
Galiba, samimiyet adına benim umudum tükendi.
Ve üzgünüm Rabbim, Bana verdiğin her hediyeyi yerle bir ettiğim için.
Ve şükrederim tekrar tekrar şans verdiğin için.
Nerde kalmıştık?
“kazanmak oğlum,
bir kalbi ya da serveti,
senin nasibin, çeviremezsin…”
————————————————————————————–
Dedin usta, dedin de dinlemedim…

Bu kategorilerden fazlasına bak : Düz Yazı, Karalama

Share your thoughts, post a comment.

(required)
(required)

Note: HTML is allowed. Your email address will never be published.

Subscribe to comments