Skip to content

Posts from the ‘Karalama’ Category

8
May

Göğüs kafesinde çiğnenmiş otlar taşıyorsun
Bir ummak kırgınısın delikanlı
Biriktirdiğin mahremini cam sandıklarda emanet ettin bir umarsıza
Sen tüm birikimlerin yoğrulmuş ezberisin
şu vakit sensizsin bilincinde
Sevdiğin en güzel gülüşünü takmışken,
Pişmanlığın kanıyor gönüllü uzattığın bileklerinde.
Şimdi o en güzel rüzgar
nereden gelirse gelsin
Sen yelkenini söküp atmış birisin.

29
Nis

Günaydın

Güldüğün yüzlere bakarak buldum seni
Her yeşil coğrafya ve ışıklı kalmış sokak
senden bir yaşam izi.
İsminle anılmayan istanbul
Çaysız giden simit eziyeti
yavan,kuru ruhuma zulüm
Bu siyah evrene inadımsın sen
Göz kapaklarının ardı güneş
Aç gözlerini sevgilim.

30
Mar

Hamiline ömür (Karalama)

Kaç paralık ömür?
Cüzdanında ne kadar hayat var?çek defterine bir nuh ömrü karalayabilir misin?
üstelik hamiline…
Doktor diyetleri ömrünü uzatırken içinde “Bir zeytinyağlı Dolma” olmayan huzurun kısalmaz mı?
Miden diğerlerinden farklı mı?
İki cihanda tahtı varken hasıra bağdaş kurmuş adamdan…hurma,arpa ekmeği ve bir yelekle hala Üç milyar insana hükmeden adamdan daha mı zekisin?
üstelik ayakta çürümeni engelleyemeyen kozmetik devlerine güvenecek kadar acizsin. Hızla tabiatı tüketirken Emekliliğini
Yemyeşil bir bahçede çiçek ekip torununla oynayarak geçirmek istiyorsun. Kariyer kelimesini gençliğinin merkezinde tutarken “biznıs” hayallerin
zincirleriyle sırtını dövüyorsun. Renklerle,dillerle, geleneklerle,kaderle alay edince ölmeyecek misin?
Siyasi partiler,dernekler,toplumlar ve küçük cübbe devletleri…Oysa İbrahim kendisi buldu Rabbini.
El yapımı insan ideolojileri, grup,memleket,lider,fikir milliyetçilikleri… Evrim geçirmiş beden faşizminden sonra, demokrasi ipeklerine büründürülmüş
dil faşizmleri. Medya linç girişimleri, Sürü hakimiyeti, sürü sempatisinin adının popülerlik olması.
…izm’ler, …ist’ler…
“izm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir.”(Cemil Meriç)

Para-servet, kariyer-popülerlik odaklı, şartname haline getirilmiş evlilik öncesi aşk cümleleri.Rahat emeklilik için ömür boyu çalışıp, emekli olmadan ölen insanlar furyası.
Dijital tesbihlerle rabbini anan servet sahipleri, ölen liderin ölmeye yüz tutmuş ilkelerine sarılan, ilke üretemeyen el feneri aydınları…
Bir gün cemaat kelimesinin “business network” anlamını taşıyacağını kim umabilirdi ki? Ya da Seçme seçilme hakkını sunan rejimin muhafızlarının
bir genç kızın tanrısını, giysisini, şapka ya da örtüsünü seçme hakkını elinden alacağını?
Dünya kime kalacak merakla bekleniyor.Aslında beklenmiyor, elde edilmek isteniyor. ah şu zaman bir yetse…

“Papalagi, yuvarlak metali ve ağır kağıdı sever. Katledilmiş meyvelerin suyunu, domuz, sığır gibi korkunç hayvanların etini midesine indirmeyi sever.
Ama hepsinden çok sevdiği bir şey vardır ki bunu kavramak mümkün değil: Zaman! Onun uğruna dünyanın patırtısını kopartır, saçma sapan konuşur durur.
Güneşin doğuşuyla batışı arasındakinden başka bir zaman olmamasına rağmen yetmez Papalagi’ye yine de.”(Papalagi/Göğü Delen Adam)

‘Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir.Ahiret yurduna gelince,işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı’(Ankebut,64)

-’İstemez misin Ey Ömer! Dünya onların olsun,ahiret bizim….’(Hz Muhammed S.A.V. efendimizin, Hz Ömer R.A. efendimize mülk öğüdü.)

İyi hoş ama, keşke şuna laf etmeseydim, buna böyle demeseydim, bir de sonunda peygamberlerden, Kuran’dan vs bahsetmeseydim vs vs..

Değil mi !?

24
Mar

konserve güller

Çatlak kum saati sızmaları
kayıp giden özlemin
nefrete dönüşme yolculuğu
ölüyor avucumda sıkıp durduğum narin şehir

kırptğı gözünden hayal kırıklığı ile
vurulmuş bir umut göğsümde
sanki tarih kitaplarına girmeyi
mürekkep yetmezliğinden kaybetmiş bir asker
olmazların en saçma sebeplerine kızgın

afetleriyle topuğumuza
uyarı ateşi sıkarken yaratıcı
biz kalbimize miğfer giydirip
nefret savaşlarına giriyoruz

heyhat!

konserve güller kokluyoruz tek gecede
aslının tohumunu korkularla kurutuyoruz
evden kaçan küskün çocuklar da dönmüyor
onlar denizlerde sandal yürütürken
biz takıntılarımızın sahilinde
korkak mersiyeler düzüyoruz.

Aşgabat

14
Mar

Şişt…Korkma bir bildiğim var desem
Yalan olur bilirim
Çünkü bir bildiğim var ve ben bundan korkuyorum.
Bilmek kadar korkulu bir kabus yok
Ve sürmek kadar bilinç atını öz kırlarına
bilmek tüketir mutluluğu.

14
Mar

Düğün-dernek

Gülüşün,
Nazlı hayata giydirilmiş bir gelinlik sevgilim.
Öpmelerinin bahşişine çalar
Sol göğsümün davulcusu…

İsminin harflerine ömür biçmişken
Ölümün gelişi gecikti.
Üstelik kalbime dokunan ellerinmiş
bu eşsiz rötarın sebebi.

Şimdi çerçevesi hayat olan en güzel
Resmimsin sen ömür duvarımda.
13/01/2012  /Aşgabat

14
Mar

Özlem şiiri

gülüşü ömrümün şerbeti sevgilim.
göçü bekleyen kuşlar gibi ten haritamda iklimini arıyorum
sıcaklığına kanat çırpmak için bu mevsim
yıpranan umudumun kanatlarını onarıyorum

gözleri susuzluğumun nehri sevgilim.
dört hareketle hayata katlanmış bir
kağıt gemiyim sana bırakılan
umursamam yetişir miyim denize diye
ben sende eriyip batmak istiyorum.

21
Ara

Yolculuk (Tamamen kişisel)

Her yazımı üşenmeden okuyup, yorumlayan, iletişime geçip fikir beyan eden, hatır soran yüzünü bile görmediğim sevgili insan evlatları!
23 Aralık cuma günü Türkmenistan yolculuğum başlıyor.Gittiğim süre içerisinde Kağıt kalem dışında sanal ortama bir şeyler yazıp paylaşabileceğimi sanmıyorum (en azından 1 ay boyunca). Hakkınızı helal ediniz. Yalnız gitmiyorum merak etmeyin. Efendimiz S.A.V.’in dediği gibi; “Üzülme allah bizimledir.” Şükürler olsun ki, nerede olursa olsun Allah benimle beraber. yolculuğumda, sıkıntılarımda, uzaklarda veya yakında, her yerde Allah hep benimleydi. Şimdi de benimle olacak.En sevdiğim başta olmak üzere, sevdiklerimi Allah’a emanet ediyorum. O dilerse, geri döndüğümde bana hepsini geri verir. Eyüp A.S.’a gençliğini, soyunu geri vermiş yaşlılığında. bana mı vermeyecek? güldürmeyin beni.
Allah cümlemize mağfiret etsin, Selamı ve rahmeti üzerinize olsun.
Kalın sağlıcakla.

19
Ara

Sandıklarım

kalptir, geçer hepsi, kendine gelirsin
ne anlam arar ne bulur ne verir
kalptir, sadece
“niye böyle oldun ki?” dersin
-Ebubekir Eroğlu


hayal kırıkları ile dolu
boş sandıklarımın içi
kafiyesi güzelken tecrübesi vurgun
bir ummak ile bulmak gerçeği

şu geçen iki tren gibi selamsız
raylarından muzdarip kader gibi
vuslat bir bahar kelimseymiş de,
durmuyor kışın ortasında yetimmiş gibi

küfrettiğim o salıncağın zincirinde
her halka bir yalan
ve zincirin kaypaklığına
aldanmış bir aşık orada sallanan.
Her düşüşte artar mide bulantısı
ne heves kalır maktülde,
ne ölmek arzusu.

19
Ara

Yanılgı üzerine

aidiyet duygusunun yoksunluğu gülüşünde
ser vermez oldu sır için hiçbir maşuk
pencere buğusunda kayan damla gibi özlemin
kış kadar uzaksın bana, aralık kadar soğuk

fikrin çok resmi bir kıravat gibi sıkarken boğazımı
tazminsiz, arzusuz istafımı veriyorum düşlerine,
kapital sevmelerin kurumsallığına bırakıyorum seni
ifşasız, saklı kalan haklarımın hesabı mahşere

mineralsiz gözyaşlarından medet umulmaz artık
teskin edilmemiş alın terimin samimiyetindeyim
yanılmalardan devşirilmiş bir akıl geldi ki başıma,
sensizliğin huzurunu kabullenmek niyetindeyim

zamanın tanıklığıyla çürütülüyor iyi bildiklerim
şimdi yıpranmış ruhumun onarıcı mahkemesinde
çok seçenekli bir dünya duruyor, az hatalı
ne sen varsın, ne de “sana inanmak” içinde

15
Ara

insan hüznünün hakkını vermeli.

İnsan hüznünün hakkını vermeli.
Yaşadığım onca dramatik sonlar, hayal kırıklıkları ve umutsuzluğa iten enerji tükenmelerinden sonra “hayat devam ediyor, hadi başla!” demek insanın yapmaktan çekinmesi gereken ilk davranış olmalı. Dur yahu mübarek dur! Önce bir soluklan, içinde fırtınalar kopuyor,ölümler gerçekleşiyorsa bırak olsun ve sonucuna varsın. Yıkılmadım ayaktayım pozları vermek uğruna tekrar yapay neşe üretmek niye? ayrıca ne kadar faydalı? İnsan hüznünü yarım bırakmamalı. nasıl ki neşe ve mutluluk anlarımı dibine kadar tekrar tekrar anımsayıp yaşıyorsam, hüznümü de bitene kadar yaşamalıyım. En sevdiğim şarkıyı son melodisine kadar dinler gibi bitirmeliyim hüznümü.
Aksi hali kalbime ve ruhuma ihanettir. Hayatımın binlerce saatinde neşeyi Read moreRead more

15
Ara

hüzün öğüten

Önü sonu hepsi uyumak işte
Hüzünleri,telaşları askıya asıp
Umarsızca uyumak.
Mevsimler,asırlar sancı gibi karnımda
kaybetmeli yüzümdeki göz yarasını

Bak nasıl şirin gözüktü yastık
Yorgan annem gibi açmış kollarını
Bırakıp tüm umrundakileri
uykunun vestiyeri dualara
Sen de uyu artık!

14
Ara

Ferman

Ruhumdaki kesik izleri
bir sevmek yolculuğundan kalma bilet
ağır duruşlu öfkemin heykeli
meydanında ıssızlık şehrimin
teslimiyetimin yanlış ipuçlarında kayboldum
beş parmak masumiyetler çarptı yüzüme
seraplar aldanmanın gerçekleridir
neye susadığını bilmeyenler için
nefretim takılı yüzük parmağımda
vefalı çocukların zorla uzaklaştırıldığı pistte
yalnızlığımla sarmaş dolaş dans ederken
ihanet şarkısının son nefesiydi
inleyen kulaklarımda
bir baş ağrısı
bir mide bulantısı
bir yemin ve bir tövbe azığımda
pişmanlığımın tahtına oturup
kellesini uçuruyorum her güzel sanılan hatıranın.

8
Ara

Biz

tüm sanılanların tam aksiyiz
bilindiği gibi değiliz
olmadık
aslına bakarsan ki
bulamazsın bizi
kopyasındayızdır genellikle duyguların
asılsız suçlamaları dul bırakıp kendimizden
göz koyduk virtüözü ölü bir çift keman kaşa.
ve olaylar örgüsü kazağımızla
ıslık çalıyoruz düş yağmuru altında.

6
Ara

Hayıflanma

Uyurken izlediğim masumiyetler düştü aklıma
Korunaklı mahremiyetler,
Kökünü topraktan alan merhametler.
düşürdü onları delik cebinden kimliksiz bir yetim
Babamın yeryüzündeki özrünü dileme
vaktim gelmiş olacak ki, ben de düştüm dünyaya
istemeden, karar vermeden oldu
adımı kametler eşliğinde kaygılanma koydu babam
nefsim bile utandı belki,
arzularımı içime fısıldayarak öldürdü

Ah annemin boynunda duran o çocuk ellerim!

Sünger sıcak döşeğimin keyfi
soba başı kalabalığım, tarla oyunlarım
şişman yanaklarıma bulaşan domates çekirdeklerim
sizi kimler ipotek etti ve neye karşılık?
ne aldık ta bu sistemden size geri veremedik?
Şehrin gecesini zapteden el yapımı güneşler altında
ıslak köpekler acınası, aç ve hamileler
Tekmeler Rabbim! o şişkin karna vurulan tekmeler!
sanki tahtlarına ortak veliaht köpeğin rahmindeki.

Bize vicdanı musab yanında verirdi velilerimiz
şimdi ne oldu o hayratın önde gidenleri?
Yargının uçkura yakın korumalığı ve bürokratik gerdekler
Daha onüç yaşındaydı ve rozetlerle ırzına geçtiler!

Ah namusu dinlediğim dedemin mabed rüzgarı cümleleri!

Öğüdüm, Servetim, dünyam bildiğim edebim.
o mesai saatlerinde hiç hayal etmediğim tebessümlerim
Sizi hangi yadigar hırsızı çaldı koynumdan?
Hangi asılsız fetva uygun etti bu yabaniliği insanlığa ve
Kim çıkardı şeytanı meclis kürsüsüne?

Ah komşuya yemek göndermeden yemeyen babamın merhameti

Nasıl da öğütüp seni sardılar tenekelere
altın tozu gibi kaplamışsın kapital günahları
Düşürdüler melekleri pastel, yağlı hayalleriyle
sentetik kanat taktılar,
görünmez iplerle tanrı yaptılar.
Rükuya eğilmedik onlara haşa! ama dermansızdı dizlerimiz
Açlıktan romatizmalarımız vardı,
doğuştan fıtığımız, borçtan siyatiğimiz

Ah duvarda asılı duran, çocuklardan uzak tutulan ilacımız!
Biz alamadık,ayaklanamadık
çürüsün ipin, sen düş!

6
Ara

Senden iğreniyorum Erdal abi!

Neresinden tarayacağımı bilmediğim bir arap saçından yapılma peruk kafamda konular. Leyla ile Mecnun’un 35. bölümünü izledim akrebin 3′ü gösterdiği vakitlerde. Konu hep hayal kırıklıkları üzerine işlenmiş, insanların küçük karıncalarını öldürmenin, onların hayatlarına mâl olacağı öğütlenmiş bu bölümde.
Dizideki simgeler üzerine düşen görevi izlediğim her bölümünde o kadar yerine getiriyor ki, bazen senaryo ekibinin diş fırçasını bile santimini kaydırmadan yerleştiren bir askeri okul öğrencileri olduğunu düşünmeden edemedim. Biraz olsun raydan çıksın Read moreRead more

4
Ara

Eksik akıllı şiir

Her yaştan göz akıyor yaralarıma
ve tuzundaki ruhsuzluğun eseri hüznüm
şimdi heyecanların edebiyattaki ünlemi kadar
yılışık ve olur olmazsın sen
her neyse o sensin ve sen her ne olsan
bakınca kendimi kusarım mazgallara
korkma
bıraktığım her bitkin izmarit
öpmeden gitmediğimin kanıtı bir güzeli dünyadan
Artık gülemeden ölen her ölü çocuk
beni buruşturur dudaklarında
hevesle gidilen bir filmin biletçisi
mühim şehirlerin rakımı, nüfusu kadar
ehemniyetsizken
Utandığın her suçta vicdanın beni kelepçeler sana

Arabesk uykunun sanatsal uyanmışlığı varken bünyende
seansını çoktan kapamıştır yeniden sevmenin borsası
bir grileşmeye uyanırsın, kaldığın yerden

oysa her sabah çeşmende suyu yıkardın sen yüzünle.
havlunu temizler, işini çalıştırırdın güzelliğinde.
Bir geçmişin hüznünü yaşasan
yutkunamadığı vapurlar boğazına düğümlenirdi şehrin
ve çayın adı senin adındı bende.

30
Kas

Mola Öyküsü

Tiren istasyonun o buharlar içinde kalan hallerinden biri. Pek kalabalık yok, seyrek insan trafiği.İkindi güneşi temizlikçilerin silerek aşındırdığı taş zemine renk döşemiş.Çaycısı,köftecisi fink atıyor ortalıkta.Asker köfteciden ekmek arasını alıp dönüyor sohbetteki halim abi ve onbaşının muhabbet ortamına.Onbaşı yakmış sigarasını, etrafı güderek ve sigarayı avuç içinde tutmak kaydı ile birer fırt çekip Halim abisine bakıyor. Hararetle anlatıyor Halim abi askerlere anılarından bir demet.
- ateşin var mı asker ağa?
- buyur Halim abi. ee sonra peki? kız geldi mi mektuptaki adrese?
-(Sigarasından derin bir fırt çeker, konuşurken ağzından ve burnundan duman çıkar.) nasıl geldi mi? içi tutuştu gelecek tabi. bende o zaman şekil endam yerli yerinde. boy desen senden nah şu kadar uzunumdur, bıyıklarımda baba tarafına çektiğimden midir ne, burma burma. Bekledim ağaçlığın dibinde, bekle babam bekle, bekle babam bekle yok! Read moreRead more

27
Kas

Akışkanlığın bilinçaltı

Hepimiz denizi ilk gördüğümüz anları hayal meyal hatırlarız. o ihtişamını, geniş bir kovada duran su kütlesini. o kovayı çocuk gözlerimizle ölçmeye çalışmışızdır.
Sonra nehirleri görürüz, ağaçları, yapraklarının yeşilliğini, bulutları…Herşey kendisine emredilenin aksine bir duruş sergilemeden, itaatin yüksek halleriyle yaşıyorlar. Huzurun istikrarda oluşunu haykırıyor kulaklarımıza tabiat. Orada bir detay var ki, istikrar itaatten geçiyor yaratıcıya.Bir kural var ki, biz dahi en fazla çehresini değiştirebiliyoruz tabiatın, zorlasanız özünü bozamıyorsunuz.Toprak hep var, su ve hava da… Read moreRead more

24
Kas

Gelip çatan güne

O gün bugündür
midemiz bulandı hayata
dünya bulanınca midemize
sakınmadık diye belki gülüşlerin sırrından
kahkahaya büyüyen tebessümleri göremedik
göremedik sevaptan günaha geçişin süratini.
Sen ilk seferde duyarsın kalbin ricasını rabbim
biz niye nefsimize cümleleri ikilettik?

O gün bugündür
nimet huzursuz şeytan sofrasında
yeni yetme cahil elinde
doksandokuzunda tesbihin çilesi
karşılıksız her gönül çeki
alacaklı çıktı kalpler bedenin hoyratlığından
ahlakın başına ödül kondu
ölü ya da diri eşgali gerekliydi

O gün bugündür ben, benliğimi teslim aldım
siyahımı yırttım, gördüm arzularımın restini
zamanla barıştım,
Bir sevgili mektubunu mürşid seçtim

O gün bugündür
ben “biz” oldum ve  ”biz” artık “siz” değiliz.

İşte o gün, “bugün”dür.

22
Kas

son armağan

Ah sen yok musun sen…
yoksun.
Zerafetin ızgaralara takılmış topuklu ayakkabılarında
gülüşün binmediğim otobüsün camında kaldı
görüşmemek ilahi andımız olsun
bedeli yok artık, fidyesi hazır bünyesinde
varlığım yokluğuna armağan olsun.

21
Kas

çekingen

Kumbaram eski,
tedavülden kalkmış anılarla dolu
Boşuna nefes tüketme
Hicaz makamı şoförsüz ilerler sevgilim
ne kadar gür çıksa da bir gün
belki korkuyorum diye şimdi
belki yayılır diye her yere hüznün
benden önce toprağa gömülür sesin
kınama bu çekingenliğimi ben de utanıyorum
çünkü çekingen,geometri dışı bir korkaktır

ve sen… annemden gizli,
koynumda eve getirdiğim kedi gibisin…

20
Kas

rüyaya uyanmak

ne zaman bir dengesizliğim dünyaya gelse,
adını sen koyuyorum.
ve sessizlik dolu umutsuzluğumun şarjörü.
sen bitirmelisin işimi
çünkü susarak vurulmak istemiyorum.
o yüzden dedim ya,
dizlerinde uyutarak
uyandır beni bu hayattan.

20
Kas

Sürç-i lisan

Hatrı sayılır sancıları vardır aşığın
artık hiçbir geri dönüşün anlamı kalmaz
nasıl bir boşluksun ki hayat?
düşmek gibi içinde yaşamak.

Uzun yol otobüslerinin molalarında
uyumak cama yaslanıp,
israftır zamanın ikramına
ayağıma bağlı ağır cümleler içinde
çıkma ihtimalini yok etmek için
atlanan bir denizdir unutmak

Besmelesiz başladım diye belki
doymadığım birşeydi ölüm arzusu
şimdi hatıralarımın itibarı kopan uçurtmada
ve rüzgar Süleyman’dan ferman almış gibi kararlı
tavanı açık kalbimden uçurup gitmek niyeti
Ve küçük şımarık kız farkında değildi
ayrılığn konuşulduğu yerde
artık sürç-i lisandır seni seviyorum cümleleri.
her kalple rulet oynanmaz

bilemedi.

 

 

16
Kas

Yolculuk sıkıntısı

İçinde bir cesede yataklık eden adam
Defni imkansız, çürümesi zor bir beden taşıyor.
Tüm renkli gömleklerini rüzgarın eteğine bağlamış
huzurun vesikalık resmine karşı
yaktığı sigarasının efkarı zulada.
bardağında soğuk çay,
çayında şeker,
şekerinde anıları

eziyor bastıra bastıra tatlansın diye gecesi…
hiç anlatmayı beceremediği fıkralar gibi sıkıntısı
çoğul kelimelerden nefret ediyor
göz bebeklerinde ömür yazgısının hiç satmamış ilk baskısı.
çekiyor bir duman,
“uyumalıyım” diyor.

15
Kas

ruh yanığı

Baharın gömleğini izinsiz giymiş bir kış
Güneşi değdirip çekiyor yanaklarıma
yağmur altındaki bu susuzluğum
gözlerinle çarpışalı bir yangın yeri hatırası
bir damla cümle ver Rabbim!
sen ki bilirsin ruh yanığının derecesini
Kaptan-ı deryasıydım alemin ukala bilincim kanısında
şimdi bir çift katrede vurgun yiyorum.
her yanım sokak arası, haritasızım
ve sedyesiz
ve serumsuz
Kendini hekime götüremeyen
Acemi,telaşlı bir ambulans sol yanım

 

14
Kas

susuz gece

koştu atlar ben terledim
durdukça yelkovan ağardı saçlarım
cılız bir kadın tekbirlerle girdi sokağıma
teni beyaza boyalı
kovuldu para istediği bir dükkandan
kapıma geldiğinde şişmandı
dökülüyordu boyaları teninden
ben para verdikçe
o hayatımı istiyordu.

13
Kas

Çok basit

İkimizin aynı anda okuyup anlaması gereken bir kitaptır aşk

Ve cenaze namazları ölümün toplu provasıdır.
ulusal bayram öncesi folklor çalışması gibi
Sabah simit alırken,
karperi sürüşünü hayal etmek gibi üzerine
buhar gibi, yemek tarifi gibi
Ayrıca en gayrı ciddi korkudur ölüm
Hiç okul sevmemiş birine okuldan atılmak gibi.
Üstelik sen bir çay kadar olamadın gecenin üçünde
Tatsız bile katlanabilirdim oysa sana.
11
Kas

Giriş

Şimdi bir şişenin ağzında iki damlayız seninle
biraz sessiz, biraz yorgun ama düşmeye hevesli hala.
muhabbetimiz açılır imge denizine düşersek
koyverme kendini,
bu durgunluk başlangıçlara sıkkınlığımızdan
yaşımız yirmibeş üstü
Her hitabetimizin yarım kalmasından bu tecrübemiz
dilsizliğimiz konuşarak tükenen inancımızdan aşka
bekle düşeceğimiz o kısa zaman aralığını.
ellerimi ovuşturmam soğuktan değil
onlar;
ellerini gösteren bir çift ok işareti.
bir kalp panayırı hazırlığında…
10
Kas

Kaybolan

Paylaşmadığın korkuların
gittkiçe büyüyen bir kuyu
Böyle giderse ipin yetmeyecek
kurtarmak için Yusufunu.

6
Kas

Yadırgama

İçinden geçtiğim hikayelerin tek hatırası
paçamdaki mutlu son tozları.
Suni ilişkilendirmelerle renklendirilmiş  karakterler
olduğu gibi görünme şansını
bir rulette kaybetmiş kahramanlar vardı

Güzel gülüşlü kadınlar zehirli elma taşıyordu ceplerinde
Prenses olmak artık prim yapmıyor diye belki…
her nilüfer çiçeğini bir kurbağa parsellemiş olacak ki,
Yorgun bir prenses tanıyorum, tokatlamaktan her birini.
Şimdi göğsümde uyuyor ve O  da çirkinleşmeden
gitmek istiyorum bu hikayeden.

 

 

3
Kas

Bir çember sonrası

.

Şimdi sessizliğime basıp düşüyor çocuklar

sıra sıra ışıklar içinde bir çember
geçmek için herşey hazırken,
kurulmuşken başka bir aşka terfi törenim
bekledim sonra,
acısını hatırlatacak izleri sildim

şimdi gülüşümde sabır demliyor dervişler

neymiş dedim acınası haller,
neyi sevdiğini bilmeyişin
arı sokmuş çocukluk sancıları.
Avluya bırakılmış sahipsiz satırları kucakladım
bekledim sonra,
Benimle büyütecek olanın ellerini tuttum.

Şimdi Huzurumu emziriyor ışıklar

Kasım ilk kez peçesini indirdi karşımda
Ne güzelmiş Kasım…
Yıllardır okunmamış sürükleyici bir kitap gibi kütüphanemde
Dökülen yaprakları avuçladım beklentilerimle
bekledim sonra,
Bunlar düğün konfetilerim olmalı dedim.

Şimdi İnancımdan sadakat süzüyor sevdalılar

O bakışlar, toyluklarımın aynaları gülmeler
Kalp yeniler dedim kendini, eskisi ile gider istediklerin
Bir çay söyledim sonra iki tane,
biri açık…
Bekledim sonra,
diğerinin sahibi otursun diye karşıma.

Şimdi çayıma karışıyor şeker.

2
Kas

Durup dururken

İğneci Kenan.

Çocukken hasta olmaktan korkmak için ebeveynlerden daha farklı sebeplerimiz vardı. Bu korkuların en başında iğneci Kenan amca gelirdi. Üstünden hiç çıkarmadığını düşündüğüm kareli gömleği, üstünde siyah
bir yeleği ve şimdiki kollarım boyunda Read moreRead more

29
Eki

Limon kolonyası

Limon kolonyası gülüşün bitirdi bu hüzün baygınlığımı
kim tuttuysa seni bitkin düşlerimin burnuna,
ışıkları yanmaya başladı şarjı bitmiş umudumun
Ruhlarımız iskelede çay içerken,
Çamurdan yapılma kulaklarımı isminle henüz şereflendirmen
ne acı!
Kutsal şehrin yansısı göl durgunluğu yüzünde
kim bilir? gecesinde ayın şavkı ne güzeldir.
Ömrümün en tehlikeli yokuşundan
İterek sana kavuşturmak isterdim
Kapıları kilitli ve el freni çekilmiş olmasaydı yüreğimin.

28
Eki

Severiz kötüyü de

İyi masalları,
kötü karakterlerin kalitesi belirliyor.‎
Kötüsüz masal mı olur ?
Şüpheci yapar insanı.

27
Eki

Bir Tepkisizlik Tutanağı

Yelkovana astım dünyalık yükümü
niyetimin pusulası gaybın sahibinde.
Aşkın kızaran yanaklarını hatırladıkça
buz kesildim yeryüzü lunaparklarına
atlı karınca kalabalığı kalplere…

İffetin selameti cinsiyetin zerafetinde ezilmişken
tutulmak bir dolunaya, güneşi değersizliğe hapsetmekti.
Allık sürmüş Ay yerinde dursun, Saçları ateş güneş de
Secdem tek, görmediğimi sevdim ben,
Göğsümün tahtında oturuyor üstelik
kainata sığmazken.

Küçük servetlerin küçük karunları
kariyerlerini azimlerine borçlular ama
Musa’yı hala seviyorlar.
Allah’ı da…
Ve çoğu güzel Züleyha’nın -masum nedenlerle!-
üç beş yusufu var kenarda.
Benimse bedenim Eyub sabrına muhtaç hasta
Rengim Bilal.

25
Eki

Yunus

Ekber hattatın çizdiği gibi
fayların en kırılgan yeri yüreğim.
gerisi enkaz toplu merhamet çöküntülerinde
ve bir çocuk gözlerinde okyanus kaynatıyor
önyargı kanserlilerine deva olsun diye.

25
Eki

Kalk gidelim

Kod adı: Makif
Bu yıl uykusuzluğumun ilkidir sadece bir bebek sesinden dolayı uyumamak. Yiğenim Mehmet Akif (Kod adı Makif) tüm gece ertelenen alarm gibi uyandırdı bizi ağlayarak. Kalkıyorum oynuyorum, şebeklik yapıyorum, yoruyorum ve uyuyor. Yirmi dakika sonra -tam da uykuya geçmişken- bi daha. Aslında ablası Aslı han bu konuda bana bir tecrübe yaşatmıştı. Daha doğrusu en güzel duyguları ilk o yaşatmıştı. Dün gece Makif’e sarılarak uyuyamadım kokusunu özlememe rağmen. Çünkü ablası henüz 6 aylıkken uyuduğunda yanımda, ezerim korkusu ile Read moreRead more

23
Eki

Gün kötü dem yok

notasının elinden tutmuş aceleci

Nereye koşuyor bu ezgiler bilemiyorum.
şarkılarımızın yüzündeki korku 
Bir virtüözün intiharına şahit olmuş gibi.
içinde salıncak koparmış çocuklarla dolu evren

oynamayı değil, ölümü görmek istiyorlar çıplak gözlerle.

sapandan fırlamış gibi hızla ilerliyorlar kıyamete

geleneklerle zehirlenmiş bir insanlık odadaki

ve biz avlusundayız yaratılış nedenimizin

“Vurun! Allah için vurun!” diyor 

Allahı tanıyamadan yaşayan biri…

Habir olan adına haber veriyor cennetlikleri

Ağzından çıkan cümle değil irin nehri sanki

O yaratmış alemi, kötüyü de iyi de o biliyor.

Ömründe pazardan meyve seçmemiş,

insan seçiyor azıcık aklınca…
Hasılı kelam;
Gün Kötü Dem yok.

21
Eki

Nesil

Bin yıllık hasta bir gelenek
uyuyarak ölürken dizlerimde
Kahrım nefsime hüzün ikram ederdi.
Gözlerin yoktu o zaman yanımda.
Gülüşün icad edilmemişti hiç bir kalbe.
Sen yoktun, benliğin hac yolundaydı
ve o zamanlarda masal değeri bile verilmiyordu destanlara

Çığırından çıkmış bir ülkenin mahsülleri
çılgın bir toplumdu başak başak.
Bir kız burger arasında imanını yiyordu azar azar.
ve bu kez ilmi cihat ile nikahı söz konusuydu
temizlemek için alnındaki lekeyi müslümanın.

Saf cümleler çoğalsın diye
yalan katarak sulandıran nesiller vardı
Akıbeti yokuş aşağı bir niyetti ve
kimseyi sırtında taşımadı çarpacağı duvara kadar şeytan.
Öpüşmeler ilahi reçete dışında,aspirin bahanelerle birlikte
bakkallarda satılmaya başladı
Öyle bir libas giydirilmişti ki günaha,
Zaruri merhamet moda olmuştu meydanlarda.

Evet sen o zaman yoktun,
Gözlerin de…
ekmeği nimet bahanesiyle yemiyordun
ihram giyimli iblisin sofrasında.

 

 

 

20
Eki

Kıyı

Her yer uzak geldiğinde sana
hani sadece hiçbir yerde öylece oturmak istediğinde
içini acıtır havada çarpışan yalnızlıklar.
Yalan katılmış sütün ağrısıdır
gözlerindeki kuru tebessüm.

Gülmeye bir el atımı uzağında
Sevilmek yeniden…
Yıllar sonra üstelik
doğumundan bu yana
korkularının burnunu kapayıp dalmak
hem de sana akmak isteyen bu güzel nehre
Bir çift mavi okyanus gözlere…

Ama yoruldum kalbim.
Sen ve kadın başımdan gidin bir süre…

 

18
Eki

Gibi

uzun zamandır çalmadığınız bir müzik aletini
tekrar elinize almak gibi bişey unutmak.
bir iki tıngırdatınca alışırsınız.
Turnosol kağıdı cümleler işte.
zamana batırınca çıkıyor rengi.

17
Eki

Vurulan

Bir şehrin küllükte sesi kalır
bir anadolu şehrinin
bir yaprağın sarartısıdır
dişlerindeki sonbahar.
Uzun yol otobüslerinin uğrayamadığı
Yalnızlık sancısıdır küheylandaki

 

Gerisi vurulmaktır bir türkünün es veriminde
nakaratı tülbente sarılmış, zanlısına yollanmış.
Tutanağı eksik bir sevda kazasında
beyaz güvercinin yalan çırpmalarıyla
bir çift zümrütün zehrine düşmüş kolları
dünya sevgisinin itibarına yetişmeden
can vermiş içindeki umut bakışlı kadın.

 

 

17
Eki

Uykulu Öğüt

Vakit tebessümlerimizin sabah ışıltılarında demini bulma vaktidir.
Rüzgarların açtığı bağrımıza saplanan hançerleri de seviyoruz.
Sayın da bellidir, sevgili de…
Muradımızı almadık demenin nankörlüğü
çaresiz çibandır bu vakit ensemizde.

Ümidin Read moreRead more

16
Eki

Iska

Tepemde duran elmaydı aşk,
sen başımdan vurdun beni.

15
Eki

Bir Bekleme Salonu

Sakinleş!

Demi oturmuş koyu bir yalnızlık içindesin şimdi. Herkesin anlaşılmamaktan dert yandığı yılışık bir hüzün çarşısı içinden geçtiğin… Alıcısı kalmamış bir pazar bağrışmalarından ibaret dünya meclisleri.
“Kimse beni anlamıyooooorr” ”Kimse beni önemsemiyooorr” ”Ama benim ümitlerim vardııı” ”Bakın bu şarkı beni anlatıyooorr”
Gel gör ki, yok alıcısı ve senin de heyben dolu. Çok anlamaya çalıştın herkesi sen. Sevdiklerini,seni sevdiğini söyleyen ve sadece ağızdan ibaret kalpsiz/kulaksız bedenleri. Gördüğün rüyalar artık kendine çeki düzen vermen gerektiğini sık sık tekrarlıyor. Aynı rüya, aynı insanlar. Uyandığında gerçekleri ile destekliyorlar haklılıklarını. “Sana öykü yazmak yakışmaz, öykü uyuşturur” dedi en yaşlı olanları.Kimse ile bir çay içmeye gör, Hemen ortaya serer bir yarasını ve senden sadece o an kulaktan ibaret olmanı bekler. Kimse ağız olmanı istemiyor, herkes sana yürüyen bir kulak gibi bakıyor.Anlayan bakışlar, tamamlayıcı kafa sallamaları ve lanet uydu antenleri kadar kocaman duran, sağa sola dönerek karşıdakini algıladığını ifade eden kulaklar. Bunun Çocukluğunda aldığın Read moreRead more

13
Eki

“Yarabaz Velet”

sırtında umuttan örme bir ceket
neşesi bulduğu eşeği gibi
meclisin şerbeti damağında bir çocuk
kum saatini kırmış,
zamanı karşılıksız seviyor
dönüp gözlerin görmediği ilahi kameraya
“övgü yalnız sanadır” diyor
bakıyor muzip bir gülümsemeyle aşka
aşkta bir mahcubiyet.
sonra sapanını koyup arka cebine
lunaparka koşar gibi
huzurun sisli sokağında
gözlerden kayboluyor.

11
Eki

Gitsem iyi olacak

Umur… Sayılı insanların girebileceği insan derisi kadar esnek duvarları olan bir yer. Yerine göre değer kazanır, yerine göre kaybeder. üstelik sen o mekanın tam ortasındasın.
Söylenip durmaların yankılanıyor odada. Büyük bir boşluktasın, kurduğun bir cümle saatler sonra geri geliyor sana. senden başka kimse yok.
Ama sen söyleniyorsun, şikayet ediyorsun.Büyüyorsun gitgide duvarın içinde. Karnında ailem,sevdiklerim,toplumsal sancılarım, okuduğum kitaplar var dahası…
Tükettikçe yalnızlaşıyor,yalnız kaldıkça üzülüyorsun. Bu yüzden korkutuyor içimdeki senden başka olan koca bir boşluk. Başka başka diyerek başkalaşan koca hiçlik kırıntıları ve yarattığı sancılar.

Susalım değil mi?

Bunlar düşünmememiz gereken şeyler bizim. Koca hüznümüze gereksiz mola kaçamakları. Hangi yiğit ölmüşse dağımızda ona ağlayalım. Ağlanmak isteyen ne kadar cenaze varsa birbirimizi suçlayarak ağlayalım.
Sonra alayım senden sevdiklerimi. Sen dur yerinde,ben hepsini alıp gideyim kendi umurumdan. Hem kendimden hem Cemal Süreya’dan gideyim. Düz ve hayat dolu bir satır bulup, sırtüstü uzanayım akan cümlelere.
Belki sen de gelirsin bir satırbaşı arasında yanıma, hüzün ve yalnızlığı bırakırsan bu kitabın önsöz kapısında.

Rüzgara bırakalım

Bazen sinir eder, ağrı yapar sende ama  gerçekçi bir dost gibidir lodos. Suç bizde ona karşı köfte ekmek yemiyorsak eğer. Sahi en son ne zaman sarıldım sana? Ne zaman üşüdün sen?
Kızmalarının arasında öptüğüm oldu mu hiç seni ? Hangi cümleni öperek böldüm? Meşru bir tebrik ya da yakıştırma aldık mı birbirimize?
Sahi bunlar meşru sevdalarda olur. Biz yoktuk zaten. “bu arada onunla aranız nasıl?” sorusuyla ikinci kez yıkılmama hakkını koruman ne güzel.Bir tür dost tokadına karşılık dövüş sanatları eğitimi almak gibi insanın pişmanlıkları.
Aslında en çok saçlarının rengini ve kokusunu bilmemek sevdirdi seni bana. Aslında ömür bağlamalık gözlerini unutmak zor olacak.
Kurduğum hayalleri…
Aslında bu sana dair son yazım olacak.

Aslında gitsem iyi olacak…

11
Eki

Suçüstü

Benliğim;
Başkalarının acılarını üzerine bağlamış
Hüzünlerinden özgür bir kalabalık arayan
intihar komandosu

Sensizlik;
Ölümle gelecek devrimin
sebeb-i manifestosu.

İç huzur;
Olay öncesi müdahalede uzman
ilahi afiyet ordusu.

 

 

10
Eki

Ateşsiz,külsüz.

Camdan dışarısı değil
İçerideki sıcak nefesin değil
camdı,buhardı…
ölür her mevsimde sahipsiz bir aşk.
Ömrümü tüketen
nefesinin kattığı damlalardı.
Yeniye başlamanın yolu ölmek
Ölümüm bu son bahardı.
aşk yoksa yanmak yok,kül yok
Erimek var nefesinle
Benim doğumum kendi  sularımdandı.

8
Eki

Murad

Bir kadının muradı saplandı göğsüme
hayattaki haklı beklentilerinin ayaklanmaları
Toplum utandıran sloganlar gibi sessizliği.
korkuları kırık camlardan döşek edinmiş
umut üstü uzanmakta
sabrın salıncağında sallanmaktan sıkılmış.
Sanki azizeler eli değmiş iffetine
gülüşünden berrak nehirler geçiyor
yılanı eksik değil suyunun.
en çok da buna üzülüyor.
Dur bakalım ne olacak?
kaf dağı mı yoksa ümit dedikleri
ne yani şimdi boş mu tüm bekleyişlerin altı
hep bir pişmanlığa hazırlık telaşı kalbinde
Zamandan deli gibi korkuyor,
hekimin iğnesinden korkması gibi veledin.
aşk denilse düşürüyor tuttuğu güven tepsisini.
gülüşü bir yana dağılıyor,
hevesi bir yana…

7
Eki

sıradan bir gün

Ümit soyu tükenmeyen bereketli hayvan.
Sırtımda eylülün izleri.
eğitimindeyim bir unutma zanaatının.
Zamanınn falakası topuklarımda.
Bir ayak sesidir geliyor kasım taraflarından.
Hüznün topuklu ayakkabbıları bu
Yankısı yırtıyor kulaklarımı
Ekimin dört duvarı arasında.

3
Eki

Unutulması gereken bir aşk üstüne.

Seni tefsirsiz ve  tarifsiz çok iyi anlıyorum bu gece Meryem ana.
İçimde bilinmesi ayıp bir aşk.
istemiyor kalbime salan gözler ifşasını.

Eksiklerim kutsallığım,günahsızlığım ve
biraz su ile bir kaç hurma.
Gözlerden uzak acılarla geçsin istiyorum bu sancım.

3
Eki

Hayıflanma

İçimde sahiplenilmeyen yetim cümleler var.
Şimdi versem başka bir güzel gözlüye
Ne kadar sahiplenirse sahiplensin
hep üvey kalırlar.

3
Eki

Proteinsiz fikirler

Lokal anestezi ile ameliyat ediyor esmer çocuk yaralarını. babadan kalma bir acı çekme oyunu yok çünkü çocukluğunda. Kimse bahsetmemişti sevmenin kudretinin yan etkileri olduğundan.
Uyumanın sadece biyolojik bir gerçek olduğunu biliyordu elbette ama yatakta o kadar çekilmişti ki kanı hüzünden, biyolojik bir gerçek değildi artık . Ayıklamıştı tüm hücrelerinin çerkideklerini.
Kabuksuz seviyordu tavana süre sınırı olmadan bakmanın hoşlantısını.
Biliyordu uyandığında aynı metabolizmaya sahip olmaycağını ve ruhsuzluğun da  naftalin kokulu dolabın askısında duran bir elbise olduğunu. Uyumlu selamlaşmalar ve cümleler giymeliydi.
“bunun altına koyu renkli bir merhaba iyi gider” dedi.
Kışı özlediğini farketti. Boğazlı kazaklarını ve kendi başına kalabildiği soğuk zamanları. Sıcak çay o zaman daha değerli oluyordu meclis sohbetlerinin borsasında.
Yağmurlu havalarda mazgalların arasına küçük küçük adamlar sürükleniyordu suda.
Küçük adamlar.
Umutsuz, hayalkırıklıkları ile nemlenmiş, biraz bize benzeyen küçük adamlar.
Unutmanın Kıblesi boş işlerle uğraşmaktır diye seslendi ismini vermek istemeyen bir  izleyici. Zaten yaptığımız hangi eylem anlam proteini taşıdı ki bu hayatta?
Geçiyor işte zaman…

“…

Her şey bir unutkanlıktı
arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
kısacık yoğun bir akşam
biliyordum bir soğuktu nereye varsam
bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
kısacık yoğun bir akşam.
… “
Turgut Uyar

2
Eki

Küçük soyut bir anı varsayımı

Gece yarısı kapısı açıldı uyuyan genç kızın,kapının sesi tıpkı hasta bir yaşlının son nefesi gibiydi. İrkildi yerinden ve kapıya doğru baktığında yatağının hizasına kadar görebildiği açıda kimsecikler yoktu. biraz daha yükselip yerinden aşağıya baktı. Kalbi neredeyse ipini zayıflatmış köpek gibi koparmak istercesine zorluyordu göğüs kafesini. Gördüğü bir minik bir kız çocuğuydu. çocuk yaklaştıkça battaniyeye sarıldı genç kız. Çocuk  mızmızlanıp, ayaklarını yıpranmış laminatta sürükleyerek yatağın dibine kadar geldi ve eliyle ona eğilip kulak vermesini söyler gibi işaret etti. Genç kız sarıldığı battaniyesinden başını yaklaştırıp kulağını yöneltti minik kızın pembe dudaklarına. Kız eliyle kapatarak dudaklarını “ben senin korkularında bıraktığın çocukluğunum. Dışarıda senin mutsuzluğunun yağmuru ve şimşekleri korkutuyor. Sen mutlu olup hava güneşlenene kadar yanında uyuyabilir miyim?”…

2
Eki

Toplu(m) unutma merasimi.

Şimdi kulaklarımda bir şarkının aksini taşıyorum; “Society, you’re a crazy breed…” Eddie Vedder abimiz  - Into the Wild filminde Society isimli şarkısıyla aklımıza kazınıyor. Şu varını yoğunu bırakıp kendisini tabiatın kucağına atan Christopher Mccandless insanına ait maceranın beyaz perdeye yansımış hali. Bilindiği üzere “Adem baba nasıl başladıysa ben de o kadar tabiata bağlı yaşarım” diyerek saldı kendisini yola. Tabi sonra güzel bir cümle bırakarak vefat etti. Alaskada terkedilmiş bir karavanda bulundu cesedi. “happiness is only real when shared (mutluluk sadece paylaşınca gerçektir) ” Cümlesini okuyup kitaptan alarak bir tahtaya kazımıştır. Son mesaj “ben bu kadar dağı taşı dolaştım iyi hoş ama, sonu yok canım, nereye kadar. ben yandım sen yanma” havasında olup kafası kırık gençliği uyarmaktadır.

Şimdi ben yaşadığım topluma ne zaman kızsam, Read moreRead more

1
Eki

Mesai sonu…

hadi gidip hazırlanalım yarın tekrar başlamaya.
Annemizi çalıştıralım evde,sofra kurduralım
üstelik şükredelim bu şekilde yaşamaya.

1
Eki

bi ihtimal

Seni kim görse
ben aşık olurum.

Evren zamanın peşinde
herkes bir başka yanılmanın
işlemeli sandığındaki seni gördüm ben
herkese görünen yalnızca bulanık
bir suyun yüzünde kızarmış utangaç yansıman…

hiçbir satırında kafiye aramadım el yazısı gözlerinin
ve saçlarının uzayıp çıkması kareli hayatın kenar süsünden
sadece diğer hayattaki arzumdu bir daha görmek için
şimdi sen gidersin belki bilmiyorum,
belki hassasiyetimin ipini geren korkularımın akorudur.
çaldırmıyor hiçbir ihtimal şarkısını
illa nakaratı sen ol istiyor.

 

30
Eyl

Sessiz şiir.

Gerçekler acı biliyorsuz da, gel gör ki su gibi insanlar dindirmez dilini.
kötü eşgaller şarttır bazen bünyeye.

Yalnızlık, hiçbirşey yapmak değil, herşeyi yalnız yapmaktır ki,
meftunu olduğu eylemdir bir yalnızın; başka bir yalnızı unutmak.

Susmak heryerde hep susmaktır.
Birsey anlatılır susunca.
Sen de şahitsin ki, çok şeyden konusup hiçbirşey anlatamayanlarla doludur dünya.
Zamanın geçmesine hayıflanmak,
Sınıkçıya kızmaktır oturturken çıkan kemiklerini acıtarak.
Zaman ölüme kavuşturan bir otobustur ve cam kenardır susmak.

29
Eyl

Hüzüncük

İçinde cevabı gelmemiş mektup hüznü
Parmağını kaldırmadan sorular sormuş hayata.
koşmayı düşünmekten yorgun
adım atacak cesareti kalmamış küçük kızın.
koynunda seveceği kanlı güvercin cesetleri
tedavisiz sevdalı karamsarlığa
Aklı siyah loş tualler çizerken
kalbinin başı secdeden kalkmamış.

Şimdi ne olacak? diyor okuduğu bir kitapta
gözyaşı ile şerh düştüğü cümle.
Şimdi kim silecek bu izleri
bastırılarak yazılmış güncemden.

Sonra ısırıp bileklerini,
acısında dans ediyor küçük kız.
kim yapma dese,
kırılıyor.

 

27
Eyl

Pardon bayım

günsonu raporu gibi bir surat
dolmuş akşamın gelişine dem vurmuş
pardon bayım!
oraya girmek yasak
burda kalmak günah
terk hissi ayıp.
zamanın bekleme odasında görülmemiş bir araf  zerafeti
sancısı topuklarında gebe bir insanlık ölmedi inancı
üzümlerin mahşeri şarap fıçıları
tane idik, bir olduk akışkanlığında

pardon bayım!
saatiniz kaç?
boyunuz,
en son kim bildirdi ölçünüzü?
cüssesi heybetli bir aşkın tokatını yediniz mi hiç ?
haddinizin hunisi ne kadar dar,
geçmiyor hiçbir sıradanlık eylemi…
Sokaklar ukala tekkeleri.
herkes bir aşağılama bakışının zikrinde
aşk budur işte,
anlaşmadan,habersiz aynı anda nefret etmek dünyadan!

24
Eyl

istedim ki

İstedim ki; mevsimler devirdiğimiz resimlerimiz olsun.
kışın kartopu içinde, yazın güneş yutarken bir bardak su ile…
Boynumuza dolanan özlem ipini koparıp, salıncak yapalım sitem ağaçlarında
mevsimin yaprakları hep yeşil, gözlerin hep ilk bahar olsun istedim.

Haberleri izlemediği için kınansın sevgilim
toplumsal kaygılarının üzerinde dantel serili olsun
Komşu kahve fincanı getirsin, umut istesin bizden
“Kalmadı” deyişimiz yalancılık olsun.

Evimizin bir odasını hazırlamaya başlayalım sonra
Büyüyecek olan yalnızlığımızın odası olsun.
seni uykusuz bıraksın, beni bitkin…

 

 

24
Eyl

Herşey biz

Kolay bir şarkıyı yeni öğrenmiş çocuklar gibiyiz.
Her fırsatta gülünç bir gırtlak yutkunması ile başlıyor,
Utanarak,
bakışlar altında kalmak riskinden
bırakıyoruz sevmeyi.
Baktığımız her yer istediğimiz şey oluveriyor sonra
Herşey sen, herşey ben oluyor.
her yer biz…
Bizden olma bir kent soluyoruz.

23
Eyl

Bedel

Akşamdan kalma çocukluğumun gözlerine
Uzak bir ülke hayaliyle mil çektim.
servetim dilimde müebbet yer tutan
soylenmemiş kelimelerimdi.
Ve yılışık her cümle bir insanlık israfiydı bünyemde.

Adem saşırıyor, Havva kıkırdıyordu.
bu yüzden mil çektim akşamdan kalma çocukluğumun gozlerine
Üstelik uzak bir ülke hayalimle.
Artık ne babam kahraman benim,
Ne de ben doktor olmak istiyorum.

17
Eyl

Kısa serüven

Sihir başlar
Anlam karmaşıklaşır
Kalp acır.

Sihir Çözülür
Anlam kendiliğinden gider
kalp ferahlar.

Belki biraz mide bulanır.

14
Eyl

Uzak mutluluk

Isten gelmisti ikiside ve yorgundular. Dedikodudan, patron, müdür dirdirindan, sosyal medya paylasimlarindan, ideolojik internet militanlarinin sloganik statu mesajlarindan degil, alinlarinin teri beyinlerinin feri gidercesine çalistiklari için yorgundular. Ikisi de yer minderlerine uzandilar ayaklarini dikerek havaya. Kapital kurallara inat sadeligin gozbebegi saydiklari yer minderlerine. Birbirlerinin hallerine istemsiz gulmeye basladilar. Sonra kalkti delikanli karisina sarildi gulerek ve yorgunlugunun nedenini hatirlatircasina bir huzurla. O sarildi ya, sustu kadin… ” Elhamdulillah” dedi. Bu çöl içinde vahasi olan bir kulun sukruydu sanki.  Read moreRead more

10
Eyl

Kısaca

Vakit ayırmadığımız sevmek, asıl lazım olandı aslında.yerini ilaçlar,vitamin kaygıları,tatmin,ego cümleleri aldi. Sevmek bir kalbin lüksü sayıldı şimdi. “Nasıl başarıyorsun” diyerek ya inanılmadı sevene, ya da gıpta ile bakıldı merhametli kalplerce. Merhamet bir bakıma sevgi denen nefes için yaratılmış ciğerdi. Sevmek şimdi gunu birlik tatminler arasında kayıp bir gereksinim. Read moreRead more

26
Ağu

çaylak sevmesi

Reyondan çalınan şeker gibi kaldın elimde.
ben ter kan içinde.
ne geri bırakabiliyorum,
ne cebime koyabiliyorum seni.
hışırtılı ambalajın, ağlamaklı…

26
Ağu

Diriliş

En şefkatli, en tedbirli
dualarımla defnediyorum seni sevgilim.
Sen gömülürken geçmişime
kabrine kadar eşlik edemeyeceğim bağışla.
Orada yatan başka bir ben var
başka bir aşktan kalma.
Görmeye dayanamadığım ve
Mezar taşı bir çift gözden oyma.

25
Ağu

Biz

kapital evcilikler içinde tanıştık,
hep evin küçüğü olduk biz seninle.
her damlası haram şarabın
bağdan çalınma üzümüydük.
biz zaten sarhoştuk ve
birbirimize bakmanın gereği yoktu.
yanyanalığımız;
karşılıklı geçen iki trenden ibarettti.
hevesimiz bir geçişlikken,
olabilidiğince yavaşlattık
tadına varabilmek için bu yanyana ayrılığın.
şimdi elimizde kitaplar,
yeminimizi, koyduğumuz postaları
temize çekecek cümleler arıyoruz.

Yaraların ne güzeldi.
üstelik ne kadar keskindi nasırların
bir bıçakğın sahip olabileceği kadar
şefkatliydiler yüzümde.
şimdi taze gelinin baktığı asker yolu yüreğim.
yazı töreden önce bulunmamışken…

23
Ağu

Yastığımın altı

Yoksul evinin
babaya sonsuz güvenen evladı gibi
içimdeki güneş.
Sen gülünce parlıyor,
iki dağ arası yatağına sığmıyor.

içimdeki sabi sübyan gülümsüyor,
nüfus seviniyor.

Şimdi uyurken bana öyle bir
bir cümle sarfetki,
Bayramlık ayakkabısı gibi çocuğun
dursun yastığının altında.
çıkarıp çıkarıp heyecanlansın..
sabah olmasın…

22
Ağu

Yeşil güneş

“dediler ki, gözleri küçük bir evrenin güneşiymiş.
üstelik Körüğünde gül yakarak ilerlermiş.
tevekkeli; sol göğsümdeki yanmanın izahı bu imiş.”

kırların sıradan bir ötüş gününde
dalımdayken yanımda konuverdi bir serçe
Acının ana dilinde ve titrekti nameleri.
“uçmak gelmiyor içimden” dedi.
kanadındaki yarayı gizleyebildiğini zannederek.
“yürüsek de olur, hem yerdedir tüm papatyalar…”
Gülümsüyordu gamzesinden kan damlatarak.

Sonra bir gün gitti benim de uçma hevesimi
yanına alarak..

 

19
Ağu

Gökkuşağına erken mersiye.

Kendini sıradanlaştıran gökkuşağı
hep aynı yerde aynı mesafede.

ne tutayım ister renklerini
ne gider gözlerimin önünden.
seviyor renklerine aşık olunmasını
sevilmeye aşık o, kimseye değil.
bilmiyor bir gün yağmur sonrası olmayacak,
bir gün yağmayacak yağmur…
ve gökte de olsa renkleri
değerini yitirecek sevilmeyince.
renksizliğinin adı yalnızlık olacak
girmedikçe bir körün gözlerine…
19
Ağu

Hacı şakir

Anadolu’nun aynı leğende yıkanmış hacı şakir kokulu çocukları geldi aklıma. Sıcak su dökülünce “yandım” nidasına kafaya tas yiyerek cevap alan…O keskin koku, temizliğin kefiliydi köy çocuğunda. İç rahatlığı idi temiz oluşa dair. Yoksa gönüllü taşınılası koku değildi.

hele o göz yakması yok mu… şimdiki Sevmeler gibi.

Temize çekerken yakıyor. Anne ovalama gözünü dedikçe sokarlar parmaklarını gözlerine.
yandıkça kurcalarız.
dedim ya;
şimdiki sevmeler gibi…

 

 

19
Ağu

oysa ben.

oysa ben gözyaşlarımdan şekerlemeler yaptım sana.
şefkatimin yumuşak tüylerinden kediler ve
demet demet papatyalar senin hayalinden.

bir seni düşünmek kaç papatya tarlası ediyor bi bilsen…
dünyalara lanet okuyacak kadar heybetli yüreğimin
nasıl küçülüp aklımın merhametsiz kapısına sığındığını,
o acizliğini görmeliydin.
Hadsiz zenginin sadaka vermesi gibi “sevme,üzülme!” demesi aklın.
sevdanın kanattığı yerde beynin evliya olması.

oysa ben,
Düşen çocuğuna “offf annen ölsün…” der gibi
öyle yanarak üzüldüm sana.

 

17
Ağu

Evrene reddiye.

nazara hazır askerler kesilmiş kainat
bana yine döve döve neyi öğretiyorsun rabbim?
İzin ver, ilm-i hikmetinden ben de bileyim.
Bir firavun cesedi secde etmiş nefsimin dibinde
kuşkusuz ben tembel bir telebeyim.

17
Ağu

Seçilmemiş kişi.

Şairlerin yalanları zannederdim “hiçbir yere ait olmamak” cümlesini. İnsanın başına geliyor. aslında başından hiç gitmemiş belki ama farkında değil şahsiyet.
pamuk şekeri cümleler okumuşuz da, tortusu yapışmış her selamlaşmamıza. hep hazır cümleler, hep hazır duygular.balgam gibi duruyor orada, damağımızın bir yerinde. her nasıl başarıyorsak
her merhaba da yapıştırıyoruz ilk gelenin suratına.
-merhaba naber? Read moreRead more

13
Ağu

Misafir

ikram için girilir mutfağa söylenilerek ve dönülür ki yoktur o misafir. söylendikleriniz ve kırmalarınızla kalırsınız.Misafirsiz seneleriniz geçer belki. her kapı sesine bakarsınız bir tanıdık mı diye… ama tanıdıktır işte.. misafir değildir o.

“bir yabancı ya rab!” der gönülünüz. bana beni gösterecek bir yabancı. bilenler biliyor beni zaten, Read moreRead more

11
Ağu

Metrobüsbütün hayat.

Her sabah biniyor otobüse ve görüyor onu… herşey bir flu kenarlı çerçeveye bürünüyor.. 28 durak var hayatın tamamında.. evleniyorlar ilk duraktan sonra orta kapıdan konfetili insanlar biniyor gülümseyerek..  durak bu geçiyor işte şöyle böyle güzel anılarla derken, koşturmacası veletlerin koridorlarda, koltuk aralarında saklambaçları. sonra ilerledikçe duraklar sıkıntısı başlıyor kendi yerini başkalarına vermenin, ve ayakta olmak yorsa da memnun seven… kadın şikayetçi bu durumdan, ya ben, ya durak lambası diyor…adam bir türlü sonlandıramıyorsa da bu ilişkiyi, kadın tüm kararlılığı ile yakıyor “duracak” lambasını, bir durak kala bitiyor yolculuk ve şöför kararı ile kadında kalıyor çocuklar…

10
Ağu

‘Not’hing…

-biz trene bile istasyondan kalkarken aşık oluyoruz.. öküz müyüz neyiz…?

-”Her nasıl başarıyorsan unutulmuyorsun” dedi ona… o düşündü “bunu diyen kimdi?”

- Ömrümün sen olan tarafına şerh düştü yaşlılığım.. torun tombalağa anlatılmalıydın…

- sizin genellemelerinizle aklımı yorumlamanız bayım; aklımın almayacağı kadar büyük bir cesaret. sizi kutluyorum çünkü; kimse kevgirle dağ elemeye kalkmaz!

8
Ağu

Boşluk

şimdi hiç olmadığı bir yere yerleştirmek hayatı. olmak istemediği. bazen ne yapmak istediğinizi bilmediğiniz olur, bazen de bildiğinizden emin olup olmadığınızsorunlarınız. işin kötü tarafı onların da ne olduğu konusu…
“boşluk” diyorum, vahim birşey.
Boşluklar akımlar yaratmış vakti zamanında. e malum tüm akımlar vuku bulmuşken sizin bir yenisine haddiniz yetmiyor. hoş yetse bile size haddinizi Read moreRead more

7
Ağu

Biten bir direniş.

İşte bu huyumu sevmiyorum.

Kesmeyi yemyeşil vaktinde olsa da ağacı,

bencilliği yorgunluğunda ruhumun

dinginliğe kısa ara özlemini abartıp

tek başınalığa ulaşmak için atması tüm yükünü.

Her sarsıntıda gönlümü devralan diktatörün esip gürlemesi.

bir ülke gibi kapanmak herşeye…

Sabrımın bana bile kıyağı kalmadı.

Gönül rahatsız bu direnişimden.

hangisine yalvarsam ” kurtarmıyor  bir ömrü…”diyor.

“yoksa mahşer senin..”

6
Ağu

Sezgisel yaklaşım.

Sen diye bir şiir okudum.

En güzel satırlarıydı gülüşün…

ölümü simgeleyen harflerle “yaşamak” yazıyordun.

Çok uzundun ama okunmuyordun.

Yıpranmış bir kağıttı sana hayat.

silik ve bulanıktın

temize çekeyim seni kendi kağıdıma isterken,

bırakıp gözlerimce okunmayı, dudaklarıma aktın..

şimdi neredesin bilinmez.

gözümün önünde kayıpsın…

Görüyorum seni, bulamıyorum…

çık ortaya ve gel benim sayfama,

artık yoruluyorum…

4
Ağu

Gerçekten…

Hayatımız, bebeğimiz gibi büyüttüğümüz hırs yavruları ile eş zamanlı değer kazanıyor. Kariyer basamaklarını bir bir tırmanırken, tabiata göre değersizleştiğimizi farkedemiyoruz. Bu zaman bana entellektüelizmin tavanında seyahat edip, tabiata göre safkan cahil ruhlar da gösterdi.

Evet, inanmak istemedim önce, kendimdeki eksikliklerden dolayı böyle göründüğünü düşünmek istedim ama olmadı. Öyle tepe takla düşüşler gördüm ki, bunu dedim, dünyanın en saf adamı da görse midesi bulanabilir.” Üstün etkilenmelerin, aşağılık tepkileri olsa gerek” dedim.

Öyle ki, herkes yaşam süsü verilmiş Read moreRead more

26
Tem

Dönüşüm tamamlanamadı!

İnsan dönüşümlerini sancısız atlatamaz mı ?

Önce sevmeyi öğrenmek, öğrenene kadar ruhun çektiği oyuncakla insanı ayırt etme uğraşı.
başlar oyuncak ile sevileni ayırmak çocuklukta, oyuncak olmakla sevmek arasındaki yetişkinliğe adım döneminde ruh pişer.
aslında ruh bi türlü yetişmez ondan sonra. ne olmuşsa olmuştur; ham-pişmiş, yarım-tam…

Read moreRead more

25
Tem

Huzursuz

kısa mesajın bıraktığı uzun sessizlik telefon başında.

teknolojiye lanet okumanın ilki belki de,

olmasaydı demek keşke…

sen değil, o…

ah edip unuttuğum şiirler gibi gözlerin.

şairine şükür aklımda,

huzuru yok velakin…

19
Tem

Ev sahibi

Yoğun bakım altında egzersiz yoksulu bir kalp.
bakımsızlık yani bir nevi aşk sürüşünden evvel.
ilk kilometrede bitiş ve iterek getirmek
bir dost omzuna başını…
Selametle diyenlerin hayretle karşılayışı.
yanlış uçakla romaya varmış bir hac kafilesi şaşkınlığı.
geçiyor fakat zaman…
geçiyor içinden insanlar duvarlarını çizerek.
ve eylüle takvim koyuyor şaşkın evsahibi.
“bahar da diyor, yani unutmaktır bahar ; boyarız eski renklerine
kiracısı boşluğundan masraflı bu evi.”
fakat bereketi burada cümlelerin.
her gelen, kazıyarak yazıyor bu lanet harfleri.

19
Tem

sadece gidiş bileti

Kör bir bağlamacının mızrabı böldü bu resmi ikiye.
Vurduğu her parça biziz ve kanımız dökülen her ezgi.
Kalanların beklediği bütün gidenleriz ikimiz de..
Şeker kaplamalı Tabutlarla defnedildik
renksiz italyan filmlerinde.
kalan ruhlarımız ızdırap içinde
şimdiki bedenlerimizde…

19
Tem

ayna delilikleri.

 

Yanılgılar ve hayal kırıklıkları. bunlar üzüleceğimiz şeyler değil canım. Hayallerinin kırıldığı bir bünyen ve hayallerin var en önemlisi.

bir kalbinin olduğundan emin olursun kırılınca hayallerin. buz gibi,cam gibi sırf su, sırf saydam, sırf renksizlik.

dün yazmıştım kağıt bulamayınca elime;

“ve başlar rüyaların rengi grileşmeye… ne beklersin ? sen artık bir kadının günlüğünde üç sayfadan ibaretsin.”

Kainatımın en güzel gezegeni desen de, rabbinin iradesine bir yağmur damlası gibi senin koca evrenin.

üzme kendini canım.En başında demedik mi “inna lillahi ve inna ileyhi raciun.”

üzme kendini canım, kendim, ben… üzme.

7
Tem

Bir sürü (ve bir) soru…

 

Öğrendikçe bilmediklerimin biriktiğini farketmek artık sıradan bir durum aslında. İnsan ilim ile neyi biriktirir ki?

Çünkü neyi öğrenirseniz öğrenin, eğer içinizdeki kötü polisin sorgusuna maruz kalıyorsanız, bilmedikleriniz birikir durur karşınızda.

Öylece dimdik! duvar gibi…

Read moreRead more

7
Tem

bir yalana inanmak istemek – gerekliliği şüphe arafında bir yazı.

22 Kasım 2010 Pazartesi, 02:46 tarihinde yazılmıştır.

Bazen bir yalan söylersiniz. bir süre sonra buna siz de inanırsınız.çünkü inanılmasını o kadar istemişsinizdir ki, buna ilk başlangıcı kendi bilinç altınızdan yaparsınız. hele ani soruların hızlı cevaplarında…

Read moreRead more

6
Tem

İmla

kır saçlıydı, yaralıydı,

yüzü hafif kırışık,

gözleri güneşin doğmak üzeresi.

yazın! dedi hoca sınıfa,

“evvel yoktum bu dünyada”

hayat açın!

-açtık hocam.

“senin gibi bir kadınla geçti ömrüm mesut, kederli ve ayrılıklarla dolu.”

kapa hayatı!

-kapadık hocam.

“ve son nefesimde söylediğim: iki hüzün üst üste!

-koyduk hocam.

“ben hep sevdim”

-hocam cümle sonuna umut mu koyuyorduk?

hayır. cümle ölümle bitirilir. “öteki” satıra geçin.

-peki hocam.

(göl kenarinda balık tutan yaşlılığıma)

6
Tem

Cümlede anlatılan…

Yüklemler El pençe divan durmuş, “OL !” demeni beklerken,

Biz öznenin cüzi halifeleri nasıl da sahibi kesildik izinli eylemlerimizin…

Oysa her cümlenin açık ve gizli öznesi sensin ya Rab!

Edeb köklü edepsiz bir yazı dilinin dil bilgisizliği işte..

bağışla..

6
Tem

Beşermatik – Kendine alet olmak – Business tool!

İnsanlar çalıştıkları mekanlarda onlarca alet kullanırlar. faks,fotokopi makinası,Telefon, bilgisayar, hesap makinası. bunların hepsi

birer alettir ve insanların iş akışını kolaylaştırmak için üretilip geliştirilir.

Read moreRead more