Skip to content

Posts from the ‘Düz Yazı’ Category

21
Ara

Yolculuk (Tamamen kişisel)

Her yazımı üşenmeden okuyup, yorumlayan, iletişime geçip fikir beyan eden, hatır soran yüzünü bile görmediğim sevgili insan evlatları!
23 Aralık cuma günü Türkmenistan yolculuğum başlıyor.Gittiğim süre içerisinde Kağıt kalem dışında sanal ortama bir şeyler yazıp paylaşabileceğimi sanmıyorum (en azından 1 ay boyunca). Hakkınızı helal ediniz. Yalnız gitmiyorum merak etmeyin. Efendimiz S.A.V.’in dediği gibi; “Üzülme allah bizimledir.” Şükürler olsun ki, nerede olursa olsun Allah benimle beraber. yolculuğumda, sıkıntılarımda, uzaklarda veya yakında, her yerde Allah hep benimleydi. Şimdi de benimle olacak.En sevdiğim başta olmak üzere, sevdiklerimi Allah’a emanet ediyorum. O dilerse, geri döndüğümde bana hepsini geri verir. Eyüp A.S.’a gençliğini, soyunu geri vermiş yaşlılığında. bana mı vermeyecek? güldürmeyin beni.
Allah cümlemize mağfiret etsin, Selamı ve rahmeti üzerinize olsun.
Kalın sağlıcakla.

15
Ara

insan hüznünün hakkını vermeli.

İnsan hüznünün hakkını vermeli.
Yaşadığım onca dramatik sonlar, hayal kırıklıkları ve umutsuzluğa iten enerji tükenmelerinden sonra “hayat devam ediyor, hadi başla!” demek insanın yapmaktan çekinmesi gereken ilk davranış olmalı. Dur yahu mübarek dur! Önce bir soluklan, içinde fırtınalar kopuyor,ölümler gerçekleşiyorsa bırak olsun ve sonucuna varsın. Yıkılmadım ayaktayım pozları vermek uğruna tekrar yapay neşe üretmek niye? ayrıca ne kadar faydalı? İnsan hüznünü yarım bırakmamalı. nasıl ki neşe ve mutluluk anlarımı dibine kadar tekrar tekrar anımsayıp yaşıyorsam, hüznümü de bitene kadar yaşamalıyım. En sevdiğim şarkıyı son melodisine kadar dinler gibi bitirmeliyim hüznümü.
Aksi hali kalbime ve ruhuma ihanettir. Hayatımın binlerce saatinde neşeyi Read moreRead more

6
Ara

Senden iğreniyorum Erdal abi!

Neresinden tarayacağımı bilmediğim bir arap saçından yapılma peruk kafamda konular. Leyla ile Mecnun’un 35. bölümünü izledim akrebin 3′ü gösterdiği vakitlerde. Konu hep hayal kırıklıkları üzerine işlenmiş, insanların küçük karıncalarını öldürmenin, onların hayatlarına mâl olacağı öğütlenmiş bu bölümde.
Dizideki simgeler üzerine düşen görevi izlediğim her bölümünde o kadar yerine getiriyor ki, bazen senaryo ekibinin diş fırçasını bile santimini kaydırmadan yerleştiren bir askeri okul öğrencileri olduğunu düşünmeden edemedim. Biraz olsun raydan çıksın Read moreRead more

27
Kas

Akışkanlığın bilinçaltı

Hepimiz denizi ilk gördüğümüz anları hayal meyal hatırlarız. o ihtişamını, geniş bir kovada duran su kütlesini. o kovayı çocuk gözlerimizle ölçmeye çalışmışızdır.
Sonra nehirleri görürüz, ağaçları, yapraklarının yeşilliğini, bulutları…Herşey kendisine emredilenin aksine bir duruş sergilemeden, itaatin yüksek halleriyle yaşıyorlar. Huzurun istikrarda oluşunu haykırıyor kulaklarımıza tabiat. Orada bir detay var ki, istikrar itaatten geçiyor yaratıcıya.Bir kural var ki, biz dahi en fazla çehresini değiştirebiliyoruz tabiatın, zorlasanız özünü bozamıyorsunuz.Toprak hep var, su ve hava da… Read moreRead more

2
Kas

Durup dururken

İğneci Kenan.

Çocukken hasta olmaktan korkmak için ebeveynlerden daha farklı sebeplerimiz vardı. Bu korkuların en başında iğneci Kenan amca gelirdi. Üstünden hiç çıkarmadığını düşündüğüm kareli gömleği, üstünde siyah
bir yeleği ve şimdiki kollarım boyunda Read moreRead more

25
Eki

Kalk gidelim

Kod adı: Makif
Bu yıl uykusuzluğumun ilkidir sadece bir bebek sesinden dolayı uyumamak. Yiğenim Mehmet Akif (Kod adı Makif) tüm gece ertelenen alarm gibi uyandırdı bizi ağlayarak. Kalkıyorum oynuyorum, şebeklik yapıyorum, yoruyorum ve uyuyor. Yirmi dakika sonra -tam da uykuya geçmişken- bi daha. Aslında ablası Aslı han bu konuda bana bir tecrübe yaşatmıştı. Daha doğrusu en güzel duyguları ilk o yaşatmıştı. Dün gece Makif’e sarılarak uyuyamadım kokusunu özlememe rağmen. Çünkü ablası henüz 6 aylıkken uyuduğunda yanımda, ezerim korkusu ile Read moreRead more

15
Eki

Bir Bekleme Salonu

Sakinleş!

Demi oturmuş koyu bir yalnızlık içindesin şimdi. Herkesin anlaşılmamaktan dert yandığı yılışık bir hüzün çarşısı içinden geçtiğin… Alıcısı kalmamış bir pazar bağrışmalarından ibaret dünya meclisleri.
“Kimse beni anlamıyooooorr” ”Kimse beni önemsemiyooorr” ”Ama benim ümitlerim vardııı” ”Bakın bu şarkı beni anlatıyooorr”
Gel gör ki, yok alıcısı ve senin de heyben dolu. Çok anlamaya çalıştın herkesi sen. Sevdiklerini,seni sevdiğini söyleyen ve sadece ağızdan ibaret kalpsiz/kulaksız bedenleri. Gördüğün rüyalar artık kendine çeki düzen vermen gerektiğini sık sık tekrarlıyor. Aynı rüya, aynı insanlar. Uyandığında gerçekleri ile destekliyorlar haklılıklarını. “Sana öykü yazmak yakışmaz, öykü uyuşturur” dedi en yaşlı olanları.Kimse ile bir çay içmeye gör, Hemen ortaya serer bir yarasını ve senden sadece o an kulaktan ibaret olmanı bekler. Kimse ağız olmanı istemiyor, herkes sana yürüyen bir kulak gibi bakıyor.Anlayan bakışlar, tamamlayıcı kafa sallamaları ve lanet uydu antenleri kadar kocaman duran, sağa sola dönerek karşıdakini algıladığını ifade eden kulaklar. Bunun Çocukluğunda aldığın Read moreRead more

11
Eki

Gitsem iyi olacak

Umur… Sayılı insanların girebileceği insan derisi kadar esnek duvarları olan bir yer. Yerine göre değer kazanır, yerine göre kaybeder. üstelik sen o mekanın tam ortasındasın.
Söylenip durmaların yankılanıyor odada. Büyük bir boşluktasın, kurduğun bir cümle saatler sonra geri geliyor sana. senden başka kimse yok.
Ama sen söyleniyorsun, şikayet ediyorsun.Büyüyorsun gitgide duvarın içinde. Karnında ailem,sevdiklerim,toplumsal sancılarım, okuduğum kitaplar var dahası…
Tükettikçe yalnızlaşıyor,yalnız kaldıkça üzülüyorsun. Bu yüzden korkutuyor içimdeki senden başka olan koca bir boşluk. Başka başka diyerek başkalaşan koca hiçlik kırıntıları ve yarattığı sancılar.

Susalım değil mi?

Bunlar düşünmememiz gereken şeyler bizim. Koca hüznümüze gereksiz mola kaçamakları. Hangi yiğit ölmüşse dağımızda ona ağlayalım. Ağlanmak isteyen ne kadar cenaze varsa birbirimizi suçlayarak ağlayalım.
Sonra alayım senden sevdiklerimi. Sen dur yerinde,ben hepsini alıp gideyim kendi umurumdan. Hem kendimden hem Cemal Süreya’dan gideyim. Düz ve hayat dolu bir satır bulup, sırtüstü uzanayım akan cümlelere.
Belki sen de gelirsin bir satırbaşı arasında yanıma, hüzün ve yalnızlığı bırakırsan bu kitabın önsöz kapısında.

Rüzgara bırakalım

Bazen sinir eder, ağrı yapar sende ama  gerçekçi bir dost gibidir lodos. Suç bizde ona karşı köfte ekmek yemiyorsak eğer. Sahi en son ne zaman sarıldım sana? Ne zaman üşüdün sen?
Kızmalarının arasında öptüğüm oldu mu hiç seni ? Hangi cümleni öperek böldüm? Meşru bir tebrik ya da yakıştırma aldık mı birbirimize?
Sahi bunlar meşru sevdalarda olur. Biz yoktuk zaten. “bu arada onunla aranız nasıl?” sorusuyla ikinci kez yıkılmama hakkını koruman ne güzel.Bir tür dost tokadına karşılık dövüş sanatları eğitimi almak gibi insanın pişmanlıkları.
Aslında en çok saçlarının rengini ve kokusunu bilmemek sevdirdi seni bana. Aslında ömür bağlamalık gözlerini unutmak zor olacak.
Kurduğum hayalleri…
Aslında bu sana dair son yazım olacak.

Aslında gitsem iyi olacak…

3
Eki

Proteinsiz fikirler

Lokal anestezi ile ameliyat ediyor esmer çocuk yaralarını. babadan kalma bir acı çekme oyunu yok çünkü çocukluğunda. Kimse bahsetmemişti sevmenin kudretinin yan etkileri olduğundan.
Uyumanın sadece biyolojik bir gerçek olduğunu biliyordu elbette ama yatakta o kadar çekilmişti ki kanı hüzünden, biyolojik bir gerçek değildi artık . Ayıklamıştı tüm hücrelerinin çerkideklerini.
Kabuksuz seviyordu tavana süre sınırı olmadan bakmanın hoşlantısını.
Biliyordu uyandığında aynı metabolizmaya sahip olmaycağını ve ruhsuzluğun da  naftalin kokulu dolabın askısında duran bir elbise olduğunu. Uyumlu selamlaşmalar ve cümleler giymeliydi.
“bunun altına koyu renkli bir merhaba iyi gider” dedi.
Kışı özlediğini farketti. Boğazlı kazaklarını ve kendi başına kalabildiği soğuk zamanları. Sıcak çay o zaman daha değerli oluyordu meclis sohbetlerinin borsasında.
Yağmurlu havalarda mazgalların arasına küçük küçük adamlar sürükleniyordu suda.
Küçük adamlar.
Umutsuz, hayalkırıklıkları ile nemlenmiş, biraz bize benzeyen küçük adamlar.
Unutmanın Kıblesi boş işlerle uğraşmaktır diye seslendi ismini vermek istemeyen bir  izleyici. Zaten yaptığımız hangi eylem anlam proteini taşıdı ki bu hayatta?
Geçiyor işte zaman…

“…

Her şey bir unutkanlıktı
arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
kısacık yoğun bir akşam
biliyordum bir soğuktu nereye varsam
bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
kısacık yoğun bir akşam.
… “
Turgut Uyar

14
Eyl

Uzak mutluluk

Isten gelmisti ikiside ve yorgundular. Dedikodudan, patron, müdür dirdirindan, sosyal medya paylasimlarindan, ideolojik internet militanlarinin sloganik statu mesajlarindan degil, alinlarinin teri beyinlerinin feri gidercesine çalistiklari için yorgundular. Ikisi de yer minderlerine uzandilar ayaklarini dikerek havaya. Kapital kurallara inat sadeligin gozbebegi saydiklari yer minderlerine. Birbirlerinin hallerine istemsiz gulmeye basladilar. Sonra kalkti delikanli karisina sarildi gulerek ve yorgunlugunun nedenini hatirlatircasina bir huzurla. O sarildi ya, sustu kadin… ” Elhamdulillah” dedi. Bu çöl içinde vahasi olan bir kulun sukruydu sanki.  Read moreRead more

10
Eyl

Kısaca

Vakit ayırmadığımız sevmek, asıl lazım olandı aslında.yerini ilaçlar,vitamin kaygıları,tatmin,ego cümleleri aldi. Sevmek bir kalbin lüksü sayıldı şimdi. “Nasıl başarıyorsun” diyerek ya inanılmadı sevene, ya da gıpta ile bakıldı merhametli kalplerce. Merhamet bir bakıma sevgi denen nefes için yaratılmış ciğerdi. Sevmek şimdi gunu birlik tatminler arasında kayıp bir gereksinim. Read moreRead more

19
Ağu

Hacı şakir

Anadolu’nun aynı leğende yıkanmış hacı şakir kokulu çocukları geldi aklıma. Sıcak su dökülünce “yandım” nidasına kafaya tas yiyerek cevap alan…O keskin koku, temizliğin kefiliydi köy çocuğunda. İç rahatlığı idi temiz oluşa dair. Yoksa gönüllü taşınılası koku değildi.

hele o göz yakması yok mu… şimdiki Sevmeler gibi.

Temize çekerken yakıyor. Anne ovalama gözünü dedikçe sokarlar parmaklarını gözlerine.
yandıkça kurcalarız.
dedim ya;
şimdiki sevmeler gibi…

 

 

17
Ağu

Seçilmemiş kişi.

Şairlerin yalanları zannederdim “hiçbir yere ait olmamak” cümlesini. İnsanın başına geliyor. aslında başından hiç gitmemiş belki ama farkında değil şahsiyet.
pamuk şekeri cümleler okumuşuz da, tortusu yapışmış her selamlaşmamıza. hep hazır cümleler, hep hazır duygular.balgam gibi duruyor orada, damağımızın bir yerinde. her nasıl başarıyorsak
her merhaba da yapıştırıyoruz ilk gelenin suratına.
-merhaba naber? Read moreRead more

13
Ağu

Misafir

ikram için girilir mutfağa söylenilerek ve dönülür ki yoktur o misafir. söylendikleriniz ve kırmalarınızla kalırsınız.Misafirsiz seneleriniz geçer belki. her kapı sesine bakarsınız bir tanıdık mı diye… ama tanıdıktır işte.. misafir değildir o.

“bir yabancı ya rab!” der gönülünüz. bana beni gösterecek bir yabancı. bilenler biliyor beni zaten, Read moreRead more

11
Ağu

Metrobüsbütün hayat.

Her sabah biniyor otobüse ve görüyor onu… herşey bir flu kenarlı çerçeveye bürünüyor.. 28 durak var hayatın tamamında.. evleniyorlar ilk duraktan sonra orta kapıdan konfetili insanlar biniyor gülümseyerek..  durak bu geçiyor işte şöyle böyle güzel anılarla derken, koşturmacası veletlerin koridorlarda, koltuk aralarında saklambaçları. sonra ilerledikçe duraklar sıkıntısı başlıyor kendi yerini başkalarına vermenin, ve ayakta olmak yorsa da memnun seven… kadın şikayetçi bu durumdan, ya ben, ya durak lambası diyor…adam bir türlü sonlandıramıyorsa da bu ilişkiyi, kadın tüm kararlılığı ile yakıyor “duracak” lambasını, bir durak kala bitiyor yolculuk ve şöför kararı ile kadında kalıyor çocuklar…

10
Ağu

‘Not’hing…

-biz trene bile istasyondan kalkarken aşık oluyoruz.. öküz müyüz neyiz…?

-”Her nasıl başarıyorsan unutulmuyorsun” dedi ona… o düşündü “bunu diyen kimdi?”

- Ömrümün sen olan tarafına şerh düştü yaşlılığım.. torun tombalağa anlatılmalıydın…

- sizin genellemelerinizle aklımı yorumlamanız bayım; aklımın almayacağı kadar büyük bir cesaret. sizi kutluyorum çünkü; kimse kevgirle dağ elemeye kalkmaz!

8
Ağu

Boşluk

şimdi hiç olmadığı bir yere yerleştirmek hayatı. olmak istemediği. bazen ne yapmak istediğinizi bilmediğiniz olur, bazen de bildiğinizden emin olup olmadığınızsorunlarınız. işin kötü tarafı onların da ne olduğu konusu…
“boşluk” diyorum, vahim birşey.
Boşluklar akımlar yaratmış vakti zamanında. e malum tüm akımlar vuku bulmuşken sizin bir yenisine haddiniz yetmiyor. hoş yetse bile size haddinizi Read moreRead more

4
Ağu

Gerçekten…

Hayatımız, bebeğimiz gibi büyüttüğümüz hırs yavruları ile eş zamanlı değer kazanıyor. Kariyer basamaklarını bir bir tırmanırken, tabiata göre değersizleştiğimizi farkedemiyoruz. Bu zaman bana entellektüelizmin tavanında seyahat edip, tabiata göre safkan cahil ruhlar da gösterdi.

Evet, inanmak istemedim önce, kendimdeki eksikliklerden dolayı böyle göründüğünü düşünmek istedim ama olmadı. Öyle tepe takla düşüşler gördüm ki, bunu dedim, dünyanın en saf adamı da görse midesi bulanabilir.” Üstün etkilenmelerin, aşağılık tepkileri olsa gerek” dedim.

Öyle ki, herkes yaşam süsü verilmiş Read moreRead more

26
Tem

Dönüşüm tamamlanamadı!

İnsan dönüşümlerini sancısız atlatamaz mı ?

Önce sevmeyi öğrenmek, öğrenene kadar ruhun çektiği oyuncakla insanı ayırt etme uğraşı.
başlar oyuncak ile sevileni ayırmak çocuklukta, oyuncak olmakla sevmek arasındaki yetişkinliğe adım döneminde ruh pişer.
aslında ruh bi türlü yetişmez ondan sonra. ne olmuşsa olmuştur; ham-pişmiş, yarım-tam…

Read moreRead more

19
Tem

ayna delilikleri.

 

Yanılgılar ve hayal kırıklıkları. bunlar üzüleceğimiz şeyler değil canım. Hayallerinin kırıldığı bir bünyen ve hayallerin var en önemlisi.

bir kalbinin olduğundan emin olursun kırılınca hayallerin. buz gibi,cam gibi sırf su, sırf saydam, sırf renksizlik.

dün yazmıştım kağıt bulamayınca elime;

“ve başlar rüyaların rengi grileşmeye… ne beklersin ? sen artık bir kadının günlüğünde üç sayfadan ibaretsin.”

Kainatımın en güzel gezegeni desen de, rabbinin iradesine bir yağmur damlası gibi senin koca evrenin.

üzme kendini canım.En başında demedik mi “inna lillahi ve inna ileyhi raciun.”

üzme kendini canım, kendim, ben… üzme.

7
Tem

Bir sürü (ve bir) soru…

 

Öğrendikçe bilmediklerimin biriktiğini farketmek artık sıradan bir durum aslında. İnsan ilim ile neyi biriktirir ki?

Çünkü neyi öğrenirseniz öğrenin, eğer içinizdeki kötü polisin sorgusuna maruz kalıyorsanız, bilmedikleriniz birikir durur karşınızda.

Öylece dimdik! duvar gibi…

Read moreRead more

7
Tem

bir yalana inanmak istemek – gerekliliği şüphe arafında bir yazı.

22 Kasım 2010 Pazartesi, 02:46 tarihinde yazılmıştır.

Bazen bir yalan söylersiniz. bir süre sonra buna siz de inanırsınız.çünkü inanılmasını o kadar istemişsinizdir ki, buna ilk başlangıcı kendi bilinç altınızdan yaparsınız. hele ani soruların hızlı cevaplarında…

Read moreRead more

6
Tem

Beşermatik – Kendine alet olmak – Business tool!

İnsanlar çalıştıkları mekanlarda onlarca alet kullanırlar. faks,fotokopi makinası,Telefon, bilgisayar, hesap makinası. bunların hepsi

birer alettir ve insanların iş akışını kolaylaştırmak için üretilip geliştirilir.

Read moreRead more