Mola Öyküsü
Tiren istasyonun o buharlar içinde kalan hallerinden biri. Pek kalabalık yok, seyrek insan trafiği.İkindi güneşi temizlikçilerin silerek aşındırdığı taş zemine renk döşemiş.Çaycısı,köftecisi fink atıyor ortalıkta.Asker köfteciden ekmek arasını alıp dönüyor sohbetteki halim abi ve onbaşının muhabbet ortamına.Onbaşı yakmış sigarasını, etrafı güderek ve sigarayı avuç içinde tutmak kaydı ile birer fırt çekip Halim abisine bakıyor. Hararetle anlatıyor Halim abi askerlere anılarından bir demet.
- ateşin var mı asker ağa?
- buyur Halim abi. ee sonra peki? kız geldi mi mektuptaki adrese?
-(Sigarasından derin bir fırt çeker, konuşurken ağzından ve burnundan duman çıkar.) nasıl geldi mi? içi tutuştu gelecek tabi. bende o zaman şekil endam yerli yerinde. boy desen senden nah şu kadar uzunumdur, bıyıklarımda baba tarafına çektiğimden midir ne, burma burma. Bekledim ağaçlığın dibinde, bekle babam bekle, bekle babam bekle yok! Read more
Küçük soyut bir anı varsayımı
Gece yarısı kapısı açıldı uyuyan genç kızın,kapının sesi tıpkı hasta bir yaşlının son nefesi gibiydi. İrkildi yerinden ve kapıya doğru baktığında yatağının hizasına kadar görebildiği açıda kimsecikler yoktu. biraz daha yükselip yerinden aşağıya baktı. Kalbi neredeyse ipini zayıflatmış köpek gibi koparmak istercesine zorluyordu göğüs kafesini. Gördüğü bir minik bir kız çocuğuydu. çocuk yaklaştıkça battaniyeye sarıldı genç kız. Çocuk mızmızlanıp, ayaklarını yıpranmış laminatta sürükleyerek yatağın dibine kadar geldi ve eliyle ona eğilip kulak vermesini söyler gibi işaret etti. Genç kız sarıldığı battaniyesinden başını yaklaştırıp kulağını yöneltti minik kızın pembe dudaklarına. Kız eliyle kapatarak dudaklarını “ben senin korkularında bıraktığın çocukluğunum. Dışarıda senin mutsuzluğunun yağmuru ve şimşekleri korkutuyor. Sen mutlu olup hava güneşlenene kadar yanında uyuyabilir miyim?”…
Toplu(m) unutma merasimi.
Şimdi kulaklarımda bir şarkının aksini taşıyorum; “Society, you’re a crazy breed…” Eddie Vedder abimiz - Into the Wild filminde Society isimli şarkısıyla aklımıza kazınıyor. Şu varını yoğunu bırakıp kendisini tabiatın kucağına atan Christopher Mccandless insanına ait maceranın beyaz perdeye yansımış hali. Bilindiği üzere “Adem baba nasıl başladıysa ben de o kadar tabiata bağlı yaşarım” diyerek saldı kendisini yola. Tabi sonra güzel bir cümle bırakarak vefat etti. Alaskada terkedilmiş bir karavanda bulundu cesedi. “happiness is only real when shared (mutluluk sadece paylaşınca gerçektir) ” Cümlesini okuyup kitaptan alarak bir tahtaya kazımıştır. Son mesaj “ben bu kadar dağı taşı dolaştım iyi hoş ama, sonu yok canım, nereye kadar. ben yandım sen yanma” havasında olup kafası kırık gençliği uyarmaktadır.
Şimdi ben yaşadığım topluma ne zaman kızsam, Read more


