Skip to content

15 Aralık 2011

insan hüznünün hakkını vermeli.

İnsan hüznünün hakkını vermeli.
Yaşadığım onca dramatik sonlar, hayal kırıklıkları ve umutsuzluğa iten enerji tükenmelerinden sonra “hayat devam ediyor, hadi başla!” demek insanın yapmaktan çekinmesi gereken ilk davranış olmalı. Dur yahu mübarek dur! Önce bir soluklan, içinde fırtınalar kopuyor,ölümler gerçekleşiyorsa bırak olsun ve sonucuna varsın. Yıkılmadım ayaktayım pozları vermek uğruna tekrar yapay neşe üretmek niye? ayrıca ne kadar faydalı? İnsan hüznünü yarım bırakmamalı. nasıl ki neşe ve mutluluk anlarımı dibine kadar tekrar tekrar anımsayıp yaşıyorsam, hüznümü de bitene kadar yaşamalıyım. En sevdiğim şarkıyı son melodisine kadar dinler gibi bitirmeliyim hüznümü.
Aksi hali kalbime ve ruhuma ihanettir. Hayatımın binlerce saatinde neşeyi yaşarken kalbime, ruhuma methiyeler dizerken iyi, ama hüzne çarpılınca sevmediğim bir kelimeyi işitmek istemediğimde duymazlık eder gibi göz ardı ediyorum hüznü. Sonra bilinçaltı denen o “kalp ve beynin ruhtan habersiz dedikodusu” işlemeye başlar bünyede. Durduk yere ağlatır adamı mutlu bir anında.
Dikkatinizi çekerim; hüzünleneyim demiyorum, hüznüm gelirse onu iyi ağırlayayım ve kendisi kalkana kadar, kalp “yeterlidir” diyene kadar bekleyeyim. Yarım kalan sevinç nasıl kalbe ihanetse, yarım bırakılan hüzün de kalbe ihanettir. Ekmeği verdiğin vücuda su vermemek ya da az içirmek gibidir.

Tribünlere oynamamalı
Hüznün başında güçlü görünüm sergilemek için sosyal ağlarda, eş-dost muhabbetinde “enerjinin dehasıyım” girişimlerine kaptırmak iyi değil. Zaten hiç beceremediğim bir yöntem. Tribünlere oynamanın daniskası! Sonra çekilip odana, kendini yatağa atıp ağlamak… Olmaz, bu kalbe ihanettir. İnsan cüzzamlıyı saklar gibi saklarsa hüznünü, kalbi ve ruhu ona gerekli saygıyı göstermez sanımca.Hüznümden utanmamalıyım. İçimden birşey yapmak gelmiyorsa yapmamalıyım. Gülümsemem gerekmiyorsa gülümsememeliyim. Ayrıca “Ama eşe dosta ayıp!” derler. Bu eş-dost benim eşim dostum ise, beni sadece sevinçli anlarımda mı yanında tutacaklar? Olmasın yahu öyle dost! Öyle dost çevrem olmadı şükür. Ama var ise de, dakikasında tavrımı belli etmeliyim. Eğer keyfim yoksa, kralı gelse beni yemeğe, çaya götüremez, ısrar da edemez. Beni çaya/çöreğe davet edecekse, hüznümü de biliyorsa, bunun üzerinden benimle konuşur, hüznümü eritmeme yardım eder usulünce o zaman anlarım. Hatta paşadır öyle dost ki; etrafımda var çok şükür.

Kaynağa iade-i itibar
Hüzne göstereceğim vefa kadar, kaynağına da vefalı olmalı. Dünyanın en kötü insanı bile olsa sizi hüzünlendiren kişi, ona iade-i itibar hissini uyandırabilmelisiniz. “önünde eğilin, saygı gösterin” demiyorum. Ona hak ettiği itibarı etiketlemeyi unutmayın. Yani ben, unutmayacağım.
Bazı olgun kişiliklerle muhabbetinizde aşina olmuşsunuzdur; “şöyle biri vardı, anamı ağlatmıştı be! Çok zalimdi çoook!” Buradaki cümlenin vurgularına dikkat etmek lazım. “Allah onun belasını versin” tonlaması ile söylemiyor aslında. Onu yakan insana itibarını iade ediyor. Hüzün ile kızgınlık aynı değil maalesef.
Kızgınlık eylemler ve cümleler ile geçebiliyor. Hüzün öyle değil, oturup paşa paşa çekeceğim vadesini. Ama bunu da mutluluk gibi, keyif sigarası içer gibi, “herkese benden çay” havasında geçiştirmeli. Çok sevdiğim bir arkadaşım arayıp bana akşamları ünlü seslerden “gazel” dinletince farkettim bunu.
İlkinde hüznüm azmaya başladı, ikincide alıştım, üçüncü de keyiflenmeye başladım ve bu artık azalan bir karın sancısı gibi geçip gitmeye başladı. tam geçmedi ama artık inletmiyor hüznüm. Hele her gazel bittiğinde o güzel cümle yok mu…
-Allah kabul etsin
-Eyvallah.

Madem hüzün de Allah’tan, sevinç de
Şimdi hüznü yücelttiğim kanısı sizde daha yoğun hissedildi ise farkında değilim ama ilgili de değilim aslında. Amacım bunu yazarak kendi ağlayan hüznüme şeker vermekti ve başarılı da oldu. Hüzün en az mutluluk kadar güzeldir.Biriktirmemek lazım onu anladım. Kısa kısa ama hemen. Birikince uzun zaman kapanmak gerekebilir ya da mutluluk günlerinizden yer kiralamak zorunda kalabilirsiniz.
“hüzün de Allah’tan, Sevinç de”
Madem böyle, Allah’ın iki gönderisini de hak ettiği zamanlama ve muamele ile ağırlamak boynumuzun borcu. Niyetimizi kusursuzluğa yaklaştıran belirgin yeteneklerden biri de bu galiba. Yoksa tribünlere oynayarak biriktirdiğimiz onca aceleci bilgiden sonra, yıllar geçip gidecek ve biz ; “İçi cümleler dolu et yığınları” olduğumuzu farkedeceğiz. Siz de şahitsiniz ki, etrafımızda onlardan fazlasıyla var.

Bu kategorilerden fazlasına bak : Düz Yazı, Karalama

Share your thoughts, post a comment.

(required)
(required)

Note: HTML is allowed. Your email address will never be published.

Subscribe to comments