Skip to content

30 Kasım 2011

Mola Öyküsü

Tiren istasyonun o buharlar içinde kalan hallerinden biri. Pek kalabalık yok, seyrek insan trafiği.İkindi güneşi temizlikçilerin silerek aşındırdığı taş zemine renk döşemiş.Çaycısı,köftecisi fink atıyor ortalıkta.Asker köfteciden ekmek arasını alıp dönüyor sohbetteki halim abi ve onbaşının muhabbet ortamına.Onbaşı yakmış sigarasını, etrafı güderek ve sigarayı avuç içinde tutmak kaydı ile birer fırt çekip Halim abisine bakıyor. Hararetle anlatıyor Halim abi askerlere anılarından bir demet.
- ateşin var mı asker ağa?
- buyur Halim abi. ee sonra peki? kız geldi mi mektuptaki adrese?
-(Sigarasından derin bir fırt çeker, konuşurken ağzından ve burnundan duman çıkar.) nasıl geldi mi? içi tutuştu gelecek tabi. bende o zaman şekil endam yerli yerinde. boy desen senden nah şu kadar uzunumdur, bıyıklarımda baba tarafına çektiğimden midir ne, burma burma. Bekledim ağaçlığın dibinde, bekle babam bekle, bekle babam bekle yok!

İkinci asker doğunun kendisine verdiği tüm geleneksel ses tonu ve gırtlak büzülmesi ile güldü. zaten ağzındaki ekmeğin parçaları tüfek saçması gibi saçıldı etrafa.
- muhohahah ekildin değil mi halim ağa?
On başı devletin ona verdiği ve genellikle alt devrelere söken onbaşı rütbesinin tüm yetkilerini kullanarak dik dik baktı askere;
-oğlum bi sus adam sözüne devam etsin ya. La havle… neyse sen aldırma halim ağa devam et.
-eyvallah. ben beklerken güneşin tepede durmasıyla ağaç altında uyuya kalmışım. Artık evvelden içtiğim köpüklü ayrandan mıdır nedir, bir ağırlık çöktü üzerime, ondan herhal. Hafif gözlerimi araladım, bir gölge belirdi tepemde.
-Aha geldi!
-Geldi ne kelime, doğdu, üstüme doğdu.Ona insan diyen hayvan kesilirdi o dakka.Mübarek boyun değil, fidan dalı taşıyor sanki, güneşi arkasına almış, yüzünü seçemiyorum. Tamam uzaktan güzeldi ama yakından nasıldır bilmiyorum.
-kalk be halim ağa!kalkıp bakmadan nasıl göreceksin ki!
-Civanım, dedim ya ağırlık var üzerimde. Kız tepeme dikilip belirince bir kuvvet geldi ha bu böğrümden bacağıma kadar. dikeldim birden.Ben aniden kalkınca Aniden geri sıçradı korkudan yavrucak. Hani belgesel de aslanın hareketiyle ceylan seker ya, kurban olduğum öyle narin sekiverdi geriye.İnsanlığımdan şüphe duydum onun korkmasını görünce.
-konuştu mu?
- konuştu konuşmaz mı? Zati o konusuşunca şelale mi dökülüyor, O mu konuşuyor karıştırırsın dinime imanıma…İnci gibi dişleri ile sana ne hakaret etse zoruna gitmez.
-ne dedi ?
- Ödümü patlattın hayvan! dedi.
Asker ağzındakileri bu kez el bombası edası ile her tarafa püskürterek güldü. -E hakaret etmiş işte. hohahahaha.
- oğlum senin adın neydi?
-Bakî.
ikisi birden -Allah korusun!
- Neyse özür dileyip, selam sabahlaşma derken etrafında dönüyorum süzmek amaçlı.O incecik belinde yalancı kurdaleden, çiçekli bir de kemer var. Çiçekli dediysem, böyle papatyalı, kırlangıçlı falan…Dersin ki,köyün bağı bahçesi huzursuz olmuş da, bunun beline sarılmış!Hani idamlık mahkum olsan, ilmek diye o kemeri sipariş edersin son arzu sualinde.Öyle yakışıyor güzeller güzelinin beline…Kendi endamımdan da ödün vermiyorum ha! Resmen karizmamla raks ediyorum etrafında. Kız da beni süzüyor yalan değil. yani uzaktan görsen dersin ki, köy düğününde harmandalı oynayacağız da, süzmelerden başlıyoruz. sonra ben aldım güneşi arkama, onun yüzüne çarptı, önce elini şapka tereği gibi yaptı korumak için ama sonra bıraktı güneşe kendini. tam o anda gözleri güneşin ışığına denk gelmesin mi…Hey dedim,Alemlerin en büyük sanatçısı Rabbim! resmen işlemişsin gözlerini bu kızın.
-Güzel miydi abi? ne renkti?
-Renk mi? saygısızlık etmeyelim onbaşım…Sen böyle gün ışığında kavanozundan dökülen bir balı izledin mi? şeffaf desen değil, mat desen değil…böyle ışıl ışıl!
Obur olan askerin gözler Halim’de kalır, ölü gibi bakar, ağzı açılmıştır tasvirin sihrinden. Ekmeği sıktığının farkında değildir. Sanki 12 aylık çarşısız askerliğin acısını bu tasvirden çıkarıyor.
- Peki o an ne yaptın abi?
- ne yapacağım? gece ışığı görmüş tavşan gibi açıp gözlerimi kaldım. içimden arı nesline mi dersin, arıcılara mı dersin, tohumu salıp çiçek yapıp arıya yediren Halik’e mi dersin, teşekkür şükür duaları ediyorum. Derken, apışıp kalmamın komedisinden midir nedir, kız gülümser halde gözlerini kıstı… korktum göz kapakları balı sıkıp dökecek diye.
- Vay be… Abi konuşmadın mı?
-Yahu sen daha ben anlatırken kurudun kaldın, ben nasıl öteyim kıza? biraz kendime geldim, gelmesine teşekkür ettim falan filan.
-abi gözünü seveyim hızlı geç sonra ne oldu ? Tren kalkacak, savcı gelmeden gitmemiz lazım.
-O zaman hızlı anlatayım, ben o gün konuştum, onun da gönlü varmış bende.
-vay be. yaşamışsın abi.
-hem de nasıl…
-daha hızlı geç abi, seneleri atla! Savcı geliyor.
- sonra köylüler bir yandan, anam bir yandan bastırdılar “bu kız sana göre değil, talibi çok, edebi yok” diye. Ama gönül bu sevmişim bir kere daha bırakır mıyım talibini, edebini. evlenince oturur dizimin dibine, edebini alır dedim. sonra bastım nikahı aldım kızı!
- Yürü be! helal olsun. daha daha sonra? yani çok sonra? hızlı be abi!
- Mahallede işkillenen oldu,eski yavuklusundan tut, abisine kadar hepsi kapıda ekşiyor, bitirmeye çalışıyorlar bizi.
- ooo çok hızlı geçtin be! ahh zaman olsa da hepsini dinlesek. Şu uzaktan gelen savcı galiba. abi finali anlat finali…
-Finali budur tosunum. bu istasyonda senle oturuyorum işte.
- nasıl yani? o kadar sene geçti? abisi ve yavuklusuna ne yaptın?
- İkisini de dövdüm oracıkta. abisine fazla yüklenmişim herhal, 4 ay hastanede yattı, sonra öldü.
-Hadi be! Peki sana birşey oldu mu? Dava, töre falan ?
- Olmaz mı? sizin gibi iki civanın kolunda hapse girdim. 8 yıl hapis yattım, paşa paşa cezamı ödedim.
- Sonra? aha savcı bey!
bu sırada savcı gelir, askerler esas duruşa geçerler…Günlük olarak ütülenmiş, yakası yıpranmış ceketi,çift ütüsünden bekarlığını belli eden pantolonu ve prosedürlü cümlelerden bezmiş bağlı değil de sarkmış vaziyette kravatı ile adeta yürüyen bir devlettir.Tipik kariyer farkının verdiği kibirle ayak uçlarına nefesini boşaltarak bakar,yavaşca Halim ağayı süzmeye başlar. Aşağılayıcı bir göz kısması ile bir şeyler söyleyecekmiş gibi yapıp, “değmez” edasıyla kafasını çevirir ve askerlere dönük kızgın bir tonla:
- Ben size adama göz kulak olun dedim, siz adamla ahbap olmuşsunuz! Kim dedi size bu kadar yüz göz olun diye! bu adamın kim olduğunu biliyor musunuz?
dosyasına baktınız mı?
Onbaşı titrek bir sesle:
-Halim ağa işte, divancılar köyünün ağasının oğlu imiş bize öyle anlattı Sayın savcım. Kendisi evlilik hikayesinden bahsediyordu.
- Ne evliliği ulan! adamı çileden çıkartmayın! adam kasabanın fahişesine aşık oluyor, zorla evlenmek isteyip eve kapatıyor, pezevenkleri gelince birini dövüp hastanelik ediyor, adam hastanede ölüyor! hapis yatıyor 8 yıl! Hapiste bir de gardiyan bıçaklayıp, 4 yıl daha yatıyor.çıkar çıkmaz gidip fahişeyi de öldürüyor. Şu an fahişenin cinayeti için yanınızda duruyor bu adam. dosya verdim elinize açıp okusanıza!
Bu sırada savcı gelirken ağzına tıkıştırdığı lokmaları yine püskürtüyor Bakî…savcı iyice çıldırıp tirene biniyor. Onbaşı Halimin kelepçeli kollarından tutup kaldırıyor ve yürümeye başlıyorlar. onbaşı soruyor;
- ağa yedin bizi yahu! bildiğin yalanmış seninkiler.
- yok yok… Kız anlattığım gibiydi.
- gerisi?
- Gerisini savcı gibi anlatsam bu kadar güzel olur muydu be civanım?
- ….
-Haklısın.

Güzelliklerle anlatılıp ömür bağlanan tüm yalanlara…

Bu kategorilerden fazlasına bak : Karalama, Öykümsüler

Share your thoughts, post a comment.

(required)
(required)

Note: HTML is allowed. Your email address will never be published.

Subscribe to comments