Senden iğreniyorum Erdal abi!
Neresinden tarayacağımı bilmediğim bir arap saçından yapılma peruk kafamda konular. Leyla ile Mecnun’un 35. bölümünü izledim akrebin 3′ü gösterdiği vakitlerde. Konu hep hayal kırıklıkları üzerine işlenmiş, insanların küçük karıncalarını öldürmenin, onların hayatlarına mâl olacağı öğütlenmiş bu bölümde.
Dizideki simgeler üzerine düşen görevi izlediğim her bölümünde o kadar yerine getiriyor ki, bazen senaryo ekibinin diş fırçasını bile santimini kaydırmadan yerleştiren bir askeri okul öğrencileri olduğunu düşünmeden edemedim. Biraz olsun raydan çıksınistedim her karakter ama hiç ödün verilmedi. Diziyi efsaneleştiren gizli ya da açık kahraman ilk bu olsa gerek. tabi bu şahsi fikrim.
Sevdiğiniz bir kadınla yalnızca “git konuş” öğütlerinin referansı bir teyze olursa başka, bir arkadaş, akran olursa başka mesajı ayrıca kulağımdan yakaladı beni. Ama içimden sanki senaristle konuşuyormuşum gibi “iyi ama ben gidip hemen konuştum, hiçbir konuşmada geri kalmadım, çağrıldığımda bile gittim, ben sevdim” diye savunma yaparken yakaladım kendimi. Ah şu iç sesler… Biri bizi o sesleri çıkarırken yakalasa, saflığımıza servetini yatırır.
Sonra İsmail abi’nin pamuk şekerin yapılışını sorarken uğradığı hayal kırıklığı, o birikimini at yarışında kaybettikten sonra “yalanmış” diyen adamlar gibi pişmanlığı bir yalana inanmanın… “Pamuktan yapılmıyor mu yani?” diye sorması, sistemin dayattığı yapmacık mutlulukların neslimizi nasıl da bir sembol mezarlığında evcilik oynununa ittiğini görmek. Bunlar tıpkı öğrenciğilimde ve lise bitimi takipli tiyatro zamanlarında çocuk oyunlarında palyaço makyajımın altından sarfettiğim basit öğütler kadar açıktı. “tırnaklarımızı kesmeliyiz” öğüdü kadar netti ama kahretsin! Kendini eleştirmeyi bile kullanıp, satmaya başlayan sistem, özeleştiriye olan güveni de kırdı bitirdi.
dizinin sonunda Erdal bakkal sahnesi az daha ekibe olan inancımı sarsacaktı ki, sabredip “dur bak görürsün” deyip bekledim. iyi ki bekledim.
Erdal bakkal kamyondaki yükü nasıl taşıtırım birine diye düşünürken, kamyon ve düşünceli adam faslını bir arada gören yeşilçam merhametiyle büyümüş gençlik atladı konuya. Kapitalizmin temsili erdal bakkal kendisinden bekleneni yapıp bunu da kullandı.Sonrası malum olayın iç yüzü anlaşılınca “Senden iğreniyorum Erdal abi!” tepkisi ile noktalandı konu. “Senden iğreniyorum kapitalizm!” der gibi.
Çünkü sahne başlarken “kapitalizm de şart bu mahalleye, bu dünyaya, kapitalizm de bir rengi bu hayatın, yaşasın kuşlar böcekler” diye bir solagana gark olacağım konusunda korkmaya başlamıştım. Teşekkürler öyle olmadığı için.
Ama Dizi filmin ortalarındaki o sıradan sahnenin papatyası yok mu… İçimi parçaladı. O papatyalar battı içime, etime, göz bebeklerime… Biliyorum geleceğin herhangi 15 yıl sonrasında bile nefret ederim papatyalardan. Çünkü yakıştığı ellerde durmayacak hiçbir zaman benim için. Çünkü benim Leylam ölmedi, kalbi kendisinde ve Allah ömrüne hayırlı zamanlar, mutluluklar katsın. Benim için daha kötü ya Allah bilir yaşamasını.Asıl korkum zaman geçtikçe kalbimde unutulması, zaman tarafından geçmişin sokaklarında boğazlanarak bana unutturulması. Bir gün ellerimi tutup beni sevdiğini söylese bile,aynı hisleri taşımıyor olmak.
Ama duam, bir daha hiç bir kadın benden papatya istemesin. O’ndan başkasında bu kadar güzel durmayacak. Hiç bir Papatya ve hiçbir Yeşil…
Bu ülkeyi şimdilik, yani hemen dönmek üzere alnından öpüp terkederken bile…


